• Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Genel

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun!

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

30ağustos

91. yıldönümünde tüm ulusumuzun 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlarız!  

"Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu. 
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam 
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu 
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında, 
birdenbire beş adım sağında onu gördü. 

Paşalar onun arkasındaydılar. 
O, saati sordu 
Paşalar: 'Üç', dediler. 
Sarışın bir kurda benziyordu 
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. 
Yürüdü uçurumun başına kadar, 
eğildi, durdu. 
Bıraksalar 
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak 
ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak 
Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı." 

 Nazım Hikmet Ran

Son Güncelleme: Salı, 17 Eylül 2013 13:33
 

Lozan'ın Anlamı

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

lozanasilson

Türk ulusunun tam bağımsızlığını kanıtlayan ve Türkiye tarihinde yeni bir dönem başlatan Lozan Barış Antlaşması'nın 90. yılını kutluyoruz.

"Bu antlaşma, Türk ulusuna karşı, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr antlaşmasıyla tamamlandığı sanılmış, büyük bir suikastın çöküşünü anlatan bir belgedir. Osmanlı dönemi tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal zafer eseridir."

Mustafa Kemal ATATÜRK

Cumhuriyet'ten Yakup KEPENEK'in 90. yılını kutladığımız Lozan Barış Antlaşması ile ilgili "Lozan'ın Anlamı" başlıklı yazısını sizlerle paylaşıyoruz.

Lozan'ın Anlamı

24 Temmuz Lozan Barış Antlaşması’nın 90. yıldönümüdür. Lozan, Kurtuluş Savaşı’nı Cumhuriyet’e bağlar. Bu özelliğiyle ülkenin geçmişten geleceğe giden yolunu aydınlatır.

***

Birinci Dünya Savaşı sonrasında, savaşı kazananlar tarafından kendisine dayatılan sözüm ona barış koşullarını reddeden tek ülke Türkiye’dir. Bunu sağlayan da Mustafa Kemal’in öncülüğünde gerçekleştirilen Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasıdır. Lozan, Kurtuluş Savaşı başkaldırısının taçlandırılmasıdır.
Dile kolay, Lozan’da, dönemin en güçlü ülkesi olan İngiltere’yi temsil eden ve Musul dışında isteklerinin hiçbirini alamayan Dışişleri Bakanı Lord Curzon, “Şimdiye kadar barış anlaşmalarının koşullarını biz yazdırdık, bu kez olmadık bir durumla karşı karşıyayız” diyordu. Aynı Curzon, Türkiye Başdelegesi İsmet’e (İnönü), “Sen bir müzik kutusu gibi, ‘bağımsızlık, bağımsızlık, bağımsızlık’ diye hep aynı şarkıyı söylüyor ve bizi hasta ediyorsun” demek zorunda kalıyordu (Crew, J.C.Turbulent Era, c.I. s. 525). İnönü bağımsızlık türküsü söyleme gücünü, kazanılan Kurtuluş Savaşı’ndan alıyordu. Osmanlı döneminde Avrupa’nın hasta adamı sayılan Türkiye, Avrupa’yı ilk kez hasta ediyordu!

***

 lozan4  lozan3

Kimileri önemli de olsa anlaşmanın ayrıntılarına boğulmadan bakılması gereken Lozan’ın bir büyük sonuç özelliği ve anlamıdır: Kurtuluş Savaşı ile Cumhuriyet’in kuruluşu arasındaki bağlantı ya da köprü olan Lozan ile Türkiye tüm dünyaya, kendi geleceğini yine kendisinin belirleyeceğini onaylatmayı başarmıştır. Bir adı da Birinci Paylaşım Savaşı olan I. Dünya Savaşı sonrasında, azgelişmiş ve geri kalmış ülkeler sömürge ya da yarı sömürge olarak savaşı kazanan kapitalist ülkeler arasında paylaşılırken, Türkiye, aynı amaçla kendisine dayatılan Sevr’i çöpe atmasını başarmıştır. Bunun sonucu elde edilen Lozan yeni bir doğumun belgesidir. O doğum, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’dir.
Günümüzde Osmanlı özlemi çeken AKP iktidarına anımsatalım; Avrupa hızla sanayileşirken geri kalan ülke Lozan’a kadar kapitülasyon boyunduruğu altında ezilmiştir ve kapitülasyon sözcüğü Avrupa sermayesine tam teslimiyet anlamına gelir!
Lozan’dan yaklaşık üç ay sonra Cumhuriyet’in kuruluşu ile ülke, çok köklü bir yenileşme ve ilerleme sürecini başlatabilmiştir.
Cumhuriyet’in yenileşme ve ilerleme değerleri, insanlığın o tarihe kadar elde ettiği kazanımlardır ve tümüyle evrenseldir: Din işleriyle devlet işlerinin ayrı tutulması anlamında laiklik; hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü; çağdaş eğitim; bilimin yol göstericiliği; kadın-erkek eşitliği; bireyin aklının özgürleşmesi; kültür ve sanata önem verilmesi; ekonomik gelişme için sanayileşme ve bunların kalıcılığını sağlayacak kurumların oluşturulması.

***

Aslında Cumhuriyet’in değerleri ve bunlara dayalı atılımlar, biz başarırız kararlılığına dayanır. Çok partili siyasal yaşama geçiş; 1960’ların özgürleşme uyanışı; emekçi hakları için savaşımlar, ülkenin çağdaşlaşmasının ana damarlarından biri olan Lozan kazanımlarının sonuçlarıdır. İzleyen 1970 ve 1980’li yıllarda darbelerle gelen yıldırma ve baskılara karşı toplumsal karşı koyuşlarda; son zamanlarda hukuksuzluğa, bağnazlığa, bağımlılığa ve ilkelleştirmeye tepkiyi simgeleyen son Gezi başkaldırılarında, toplumun kendi geleceğini belirleme bilincinin temeli olan Lozan’ın var olduğu unutulmamalıdır!

***

 lozan2  lozan1

Geçen hafta Lozan anlayışının yılmaz savunucularından Prof. Dr. Alpaslan Işıklı’yı yaşamın sonsuzluğuna uğurladık; adı gibi ışıklar içinde olsun; ailesine, sevenlerine ve düşünce arkadaşlarına, bilim dünyasına ve halkımıza başsağlığı dilerim.

Kaynak :Lozan'ın Anlamı, Yakup KEPENEK, Cumhuriyet

Son Güncelleme: Salı, 17 Eylül 2013 13:34
 

Erdoğan Ankara'da Çözüm Nerede?

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

Yönetim Kurulu Üyemiz Ece GÜLEÇ'in Siyaz.net adresinde yer alan, bugünlerde gündemde olan gezi parkı olaylarını değerlendirdiği yazısını sizlerle paylaşıyoruz.

geziparkı1
Erdoğan Ankara'da Çözüm Nerede ?
Son Güncelleme: Cumartesi, 24 Ağustos 2013 12:28 Devamını oku...
 

Gezi Parkı'nın Anlamı

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

Belki de ileride tarihe geçecek günler yaşanıyor ülkemizde son bir haftadır. Taksim’deki Gezi Parkı’nda bir grup çevrecinin AVM yapılmak üzere parktaki ağaçların kesilecek oluşunu protesto etmeye başlaması ve polisin bu protestoya sert müdahalesi sonucunda gelişen olaylar bugün tüm Türkiye’ye yayılmış durumda.

Peki, bu yaşananların tek nedeni, Başbakan’ın da dediği gibi, “sadece” 12 ağaç mıdır? Gerçekten de toplum pire için yorgan mı yakıyor?

kız

Tüm bu olaylar aslında son 10 yılın birikimidir. Tepki gösterilen şey sadece Gezi Parkı’ndaki olası ağaç katliamı değil, en ufak muhalif bir harekette gözü dönmüşçesine halka şiddet uygulayan polistir. Tepki gösterilen şey insanların “gerçekten” ne olup bittiğini televizyonlardan gazetelerden değil, sosyal medyadan, yabancı basından öğreniyor oluşlarıdır. Tepki gösterilen şey insanların düşünceleri sebebiyle hapis yatmalarıdır, Fazıl Say’a açılan davadır. Tepki gösterilen şey Reyhanlı’dır, içki yasaklarıdır.  Tepki gösterilen şey “birkaç çapulcudan izin almayız” söylemidir.  Tepki gösterilen şey kendisinden farklı düşünen herkesi “marjinal” ve “uç” olarak nitelendiren Başbakan’ın ta kendisidir.

Ancak maalesef, hükümet ve yandaşları son bir haftadır yaşanmakta olan olayların nedenini sade ve sadece ağaçların kesilmesine indirgiyorlar. Tabii böyle bir durumda medyanın tutumunun da önemini vurgulamak gerekiyor. Genel akım medyada yaşananların görmezden gelindiği aşikâr. Hâlbuki bu gibi durumlarda basının temel görevi bilgi kirliliğini engellemek ve bu doğrultuda gelişmeleri birinci elden duyurmaktır. Fakat şu durumda basın ne yazık ki yalnızca hükümetin sözcülüğü görevini üstlenmiş bulunuyor, hal böyleyken tarafsızlıktan bahsetmek pek de mümkün değil. İşin en ironik yanı da bu belki de, insanın kendi ülkesinde yaşananları yabancı basından öğrenmesi. Tabii bir de sosyal medya var yaşananları tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren, polisin insanlıktan çıkışını, asayişi sağlamak adına değil inadına şiddet uygulayışını ortaya koyan.

tumblr mnogw8tNSp1ste7qoo1 1280

Sorun sadece polisin gözü dönmüşlüğünden ibaret de değil. Neticede Başbakan bile “Gezi Parkı’ndaki ağaçlarda bunları sallandıracaksın!” diyorsa, şiddeti tamamen polise mal etmek, polisi kışkırtarak toplumun üzerine salanları aklamaktır bir noktada. Zira “Muhalefet 20 bin toplarsa biz 200 bin toplarız” diyerek adeta insanları çatışmaya davet eden zihniyetten barışçıl bir tutum beklemek çok da gerçekçi değil.

Yine de, tüm bu olumsuzluklara rağmen, son bir haftada yaşanan olaylar gelecek için umut vadediyor. Sürekli birbirini eleştiren, birbirine tahammül edemeyen, her türlü farklılığı “öteki” olarak gören toplum belki de uzun zamandır ilk defa bu kadar sıkı sıkıya birbirine kenetlendi. Barış ve kardeşlik arzularının hayalden ibaret olmayacağını gösterdi yaşananlar. Demokrasinin gücünü gösterdi insanlara, birazcık hoşgörüyle neler yapılabileceğini koydu ortaya. Şiddetin en çirkin yüzünü gözler önüne sererken bir diğer yanda ne olursa olsun insanlığın kazanacağına dair ümidi besledi.    


Nazlı Barçın DOĞAN
ODTÜ ADT
Yönetim Kurulu Üyesi 

Son Güncelleme: Salı, 17 Eylül 2013 13:36
 

Kardeşlerimizin Size Selamı Var!

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

ODTÜ Atatürkçü Düşünce Topluluğu olarak ülkemizin dört bir yanında yardıma ihtiyacı olan okullara ve çocuklara ulaşmaya devam ediyoruz. Bu seneki durağımız ise Balıkesir’di.

Geleneksel hale gelen yardım kampanyamızın 13.sünü bu sene Balıkesir’in Balya ilçesindeki Şamile Altıntaş İlkokulu’na düzenledik. Tüm bir sene boyunca yoğun emek vererek topladığımız bir kamyon dolusu eşyayı öncesinden Balıkesir’e gönderdik. Ardından biz de yola çıktık ve 21 Mayıs günü gittiğimiz okulda öğrenciler tarafından büyük coşku ve mutlulukla karşılaştık. Teker teker hepsiyle tanıştık ve onlarla yakından ilgilendik. Daha sonra topladığımız eşyaları kamyondan hep beraber indirdik ve çocuklarla beraber okula yerleştirdik. Onların teknoloji çağında her türlü olanaktan yararlanabilmeleri için masaları ve sandalyeleriyle birlikte 20 bilgisayarlık bir teknoloji sınıfı kurduk. Ardından öğrencilerin yaş grubunu dikkate alarak okula bir çocuk kütüphanesi kurduk. 2000’den fazla kitap ve derginin bulunduğu, renkli perdeleri, koltukları, masaları ve duvar süsleriyle sıradan bir kitaplıktan çok öğrencilerin zevkli zaman geçirmelerini sağlayacak bir kütüphane oluşturduk. Ayrıca Balıkesir’e gelmeden önce içlerinde kırtasiye malzemeleri ve oyuncakların bulunduğu, her öğrenci için teker teker hazırladığımız hediye paketlerini de çocuklara verdik. Bunların yanı sıra okulun ihtiyacını karşılayacak diğer malzemeleri de okula bıraktık.

Tüm gün boyunca çocuklarla sohbet ettik, oyunlar oynayıp onlarla beraber eğlendik. Bandırma İİBF Atatürkçü Düşünce Kulübü’nden kampanyamıza destek olmak için gelen arkadaşlarımızın getirdiği müzik aletleriyle çocuklarla beraber şarkılar söyleyip dans ettik.

Miniklerimizin yanından ayrıldıktan sonra Balya’daki Zübeyde Hanım YİBO’da okuyan kardeşlerimizi ziyaret ettik. Onlarla da geçirdiğimiz keyifli saatlerin ardından öğrencilere veda edip Ankara’ya doğru yola çıktık. 

Balıkesir’de kardeşlerimizin yüzlerindeki heyecana, mutluluğa tanık olduk ve unutulmayacak bir gün yaşadık. Bundan sonraki senelerde de daha kapsamlı olarak sürdüreceğimiz kampanyalarıyla çocukların geleceği için bir umut olmaya devam edeceğiz!

1yardim

2karsilama

3eglence

4kamyon

5kütüphane

6bilgisayar

7hediye

8biraktiklarimiz

9ayrilirken


Son Güncelleme: Salı, 17 Eylül 2013 13:41
 

Mezunumuz Bahar YALÇIN yazdı - Yeni Sağın Dev Aynası: Gökdelenler

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

Topluluğumuzun 2011 mezunu Bahar YALÇIN'ın siyaz.net adresinde yer alan yazısını sizlerle paylaşıyoruz.

sliderbahar

Yeni Sağın Dev Aynası: Gökdelenler

Başbakanın İstanbul’un siluetini bozan gökdelenler ile ilgili çıkışı duygusal bir tepkinin ötesinde değerlendirilmelidir. Bugüne kadar el attığı pek çok konuyu kendi lehine başarılı bir biçimde sonuçlandıran başbakanın konu sermayeye gelince istediği şekilde at koşturamaması ve bunu deklare etmesi hem sermaye sahiplerine hem topluma verilen bir mesaj.

Söz konusu ucube diye heykel yıktıran, sanatçıları, emekçileri, öğrencileri sözleriyle ikna edemediği noktada biber gazıyla, tazyikli suyla,  copla susturan bir başbakanın gökdelenler istediği boyuta gelmediği zaman küsmekle kalması olsa olsa bugüne kadar uygulanan neo liberal politikaların karikatürize edilmiş hali olabilir. Devlet bürokrasisinin her katmanıyla mücadele ederken zayıflattığı idari bağların yerine parti bürokrasisinin kontrolünü koyan yani devleti küçültürken hükümeti büyüten başbakan, yasama, yürütme ve yargının kontrolünde sorun yaşamazken ve bu kontrolü göstere göstere yaparken piyasaya ve günümüz piyasasının “dev aynaları” gökdelenlere ben istesem de size karışamam demektedir.

Liberalizmin muhafazakarlıkla müthiş bir uyum içerisine girerek, yani devleti küçültmek adına içerisinden çıkarılan dayanışma ilkesinin yerine toplumdaki eşitsizliklerin yeniden üretilmesini sağlayan yardımlaşma ağlarının kurulmasıyla bugün mevcudiyetini sürdüren ve Türkiye’de AKP ile ciddi bir temsil bulan yeni sağın “yasal sınırlar içerisinde her istediğini yapabildiği ölçüde yapmaya muktedir aktif bireyi”, onu oluşturan tarihsel yapıyı bir kenara iterek kendini konumlandırır. Dolayısıyla bu birey istediği takdir de yeni siluet yaratır, içerisinde bulunduğu koşullar onun davranışlarını belirleyen, bir tarihin bugüne aktardığı olmadığı ölçüde siluet ancak romantik kalır. Kendi rasyonalitesine inanan “homo economicus”un ise romantizmle işi olmaz. Bu sebeple insanları yığınlar halinde büyük şehirlerde yaşamaya mahkum eden, cam ve metalden oluşan, dışarıya ışıl ışıl parlarken pek çok ofisine güneş dahi girmeyen, herkesin birbirini görebileceği şekilde dizayn edilmiş, bu anlamda panoptikon denilen ortadaki gözetleme kulesi yüzünden sürekli gözetlendiğinizi düşündüğünüz ve zorunlu bir oto kontrol sistemi geliştirdiğiniz hapishanelere benzeyen iş merkezleri günümüzün üretime dayanmayan ekonomisinin temel yapı taşıdır. Başbakansanız onlara saygı duymanız gerekir çünkü onlar bu sistemi başarıyla çözümlemiş günümüzün aktif vatandaşının fil dişi kulesidir.

Peki hükümetin bu güne kadar yorum yapmadığı şehir siluetleri konusunda  yorum yapma ihtiyacı hissetmesi sadece bakın ben istesem de karışamıyorum mesajı vermek  için midir? Başbakanın bu mesajı bir “Küstüm, konuşmuyorum.” açıklamasından çok daha profesyonel bir şekilde yapacağından eminim. Bu sebeple bu mesajın altında başbakanın konudan duyduğu bir sıkıntıyı da yansıttığını düşünüyorum. Peki nedir bu sıkıntı? Bir siluet meselesi olmadığını biliyoruz çünkü bu güne kadar herhangi bir hassasiyet görmedik. Kaldı ki piyasaya karşı sıkıntı duyduğu bir konuyu kendi boynunu bükecek naiflikte dile getiren başbakan, piyasanın gerçekliğine ve gerektirdiklerine karşı geliyor olamaz. Ancak tam olarak da piyasaya piyasa için bir mesaj veriyor olabilir. Talebi umursamaksızın dur durak bilmeden ilerleyen inşaat sektörü, boş kalan konutlarla ve iş merkezleriyle birden bire karşı karşıya kalıp, kurduğu güvenlik duvarının ardında yaşayan insan olmadığını fark edince ve tüm dünyada firmaların ellerinde patlayan rezervlerin arkasından gelen krizleri gördükçe, başbakanın bu piyasanın sürdürülemezliği gerçeği ile yüzleşmek ve bu gidişata yavaştan bir dur demek zorunda kalmış olması muhtemel.

Bu noktada gidişatın vahametini iktidar kadar algılayamayan muhalefetin işini yapmıyor oluşu belki ilk defa başbakanın işini zorlaştırıyor ve onu kendi kendi ile çelişiyor duruma düşürüyor. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de, yeni sağın başarı odaklı durmaksızın çalışan ve asla tatmin olamayan yabancılaşmış bireyi vadesini doldurup mutluluk ile mülkiyet ilişkisini sorgulamaya başlar, tüketim toplumu sürdürülebilirliği konusundaki şüpheler artarken solun kendisini nasıl konumlandıracağı ve elindeki muhalefet olanaklarını nasıl kullanacağı önemlidir. Başka bir değişle sol daha önce olduğu gibi piyasaya nefes alma imkanı sağlayıp sonra daha vahşi bir şekilde gelmesine olanak mı sağlayacaktır yoksa kapitalizmi sürdüren yapılarla bir mücadele mi girişecektir?

Son Güncelleme: Perşembe, 19 Eylül 2013 06:43
 

Beni de Fazıl Say

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

fazilslider

BENİ DE FAZIL SAY

 

Günlerden 15 Nisan 2013, Türk demokrasi tarihinde kara bir leke olacak türden bir haber… Ünlü piyanist Fazıl Say sosyal paylaşım sitesi Twitter’da Ömer Hayyam’ın "Irmaklarından şaraplar akacak diyorsun, cennet-i ala meyhane midir / Her mümine 2 huri vereceğim diyorsun cennet-i ala kerhane midir?” dizelerinden ve “Bilmem fark ettiniz mi nerede yavşak, adi, magazinci, hırsız, şaklaban varsa hepsi Allahçı" paylaşımlarından, yani üslubu tartışmaya açık olsa da en nihayetinde kendi düşüncelerini ifade etmekten dolayı "Dini Değerleri Alenen Aşağılama" suçu adı altında 10 ay hapis cezası aldı. Bundan sonra umarız artık başbakan Erdoğan, “Başkasının yazdığı şiir için beni hapse attılar” diyerek yaptığı mağdur edebiyatına devam etmez. Bu karar nedeniyle Türkiye, dünyaya kendi sanatçısını düşüncelerinden dolayı cezalandıran ülke olarak yansıyor. Dünya basınında bile gerekli tepkiyi doğuran bir olay bu.


Verilen bu cezayı, zamanında birtakım odakların kendilerine aykırı düşüncelerde olan insanları öldürerek yapmaya çalıştıklarının, günümüzdeki bir türevi olarak görebiliriz. Ancak bu sefer yöntem biraz daha genişlemiş, bir korku imparatorluğu yaratılarak, toplum, eleştiriden uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. İnsan hakları ve özgürlükleri açısından ele aldığımızda bile bugünkü anlayışın Orta Çağ’dan kalan bir zihniyetten ileri olduğunu söylemek olanaksızdır. Hele ki bu muamele bir sanatçıya yapılıyorsa. Sanatçı topluma yol gösteren kişi olarak görev alır. Toplumun bir aydınıdır. Bir aydını düşüncelerinden dolayı cezalandırmak ise aymazlıktır.


Biraz daha geçmişe baktığımızda aslında bu konunun bize hiç de yeni olmadığını görüyoruz. Başbakan tarafından ‘ucube heykel’ diye nitelendirilen Kars’taki “insanlık anıtı”, Genç Osman isimli tiyatroda oyuncunun senaryo gereği Başbakan’ın kızı ile girdiği diyalog sonucu aldığı ceza, yazdıkları yüzünden gazetelerinden gönderilen ya da içeri alınan gazeteciler… Bunlara daha birçok örnek bulabiliriz. Sorun sadece düşünce özgürlüğünde değil, sorun Türkiye’nin (özendikleri) Fatih dönemi gibi değil de Abdülhamit’in 30 yıl süren İstibdat Dönemi’ndeki gibi bir anlayışla yönetilmesi.


Bugünlerde farkında olalım ya da olmayalım ülkenin değişmeyen bir gündemi var. Her ne kadar siyaset arenası çalkantılı günler geçirse de hükümet tarafından topluma birtakım yaptırımlar uygulanıyor, toplum yeni düzene alıştırılıyor. Bunların başında hükümet yanlısı olmayanların ötekileştirilmesi, adalet sistemine güvenin azaltılması, insanların güvendiği kurum veya kişilerin itibarsızlaştırılması ve son olarak da bireyin temel hak ve özgürlüklerin hiçe sayılması geliyor. Bunları sadece sıraladığımız zaman bile karşımıza çıkan tablo ülkemizin hangi aşamadan geçtiğini bizlere anlatıyor. Başka bir ifadeyle tüm bunlar AKP’nin topluma yönelik genel algısını ortaya koyuyor da diyebiliriz.

 

Fazıl Say olayı bizlere bir kez daha gösterdi ki hükümetin dayattığı korku imparatorluğunda sesini çıkarmak, düşüncelerini özgürce söylemek artık suç. Ancak gün gelecek bugün çizilen kara tablo tamamen değişecek.  Yarın söz hakkı, bugün düşüncelerinden dolayı cezalandırılan aydınların olacak. Bu ülkenin insanları aklın ve bilimin ışığında insanca, özgürce yaşayacak. Düşüncelerinden dolayı cezalandırılmak istenen ya da cezalandırılan herkese, adalet sisteminin labirentlerinde karmaşık yollardan geçmek zorunda kalan herkese, temel özgürlüklerini bile istemekte zorluk çeken herkese selam olsun. Bugün tüm bu yaşananlara inat, yarına özlemle bakanların ortak diliyle söylüyorum: “Beni de Fazıl Say”.

 

Rıfat Anıl AYDIN

   ODTÜ ADT

Son Güncelleme: Perşembe, 19 Eylül 2013 06:43
 
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

Merhaba Arkadaşlar, 

15 Aralık 2012, Cumartesi günü topluluğumuzun 24. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Anıtkabir’de resmi tören gerçekleştireceğiz. Saat 09:00‘da Sunshine önünden Anıtkabir’e gitmek üzere servis kaldırılacaktır. Uygun olan herkesi bekleriz.

Not: Anıtkabir’e gelmek isteyenlerin topluluk odamızda bulunan listeye adlarını yazdırması gerekmektedir.

Görüşmek üzere.

alt

 

Sivas Katliamını Unutmadık!

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
madimak2 Temmuz 1993, Madımak Oteli’nde 33 aydın, ozan ve yazarın göz göre göre ateşler içerisine atıldığı tarihtir. Farklı inançlara tahammülü olmayan bu zihniyet o gün sadece düşünceleri ve inançları değil bir ülkenin geleceğini de yaktı. Acımasızca ölüme gönderilen aydınlarımızı Sivas Katliamının 19. yıl dönümünde saygıyla anıyoruz ve sorumluların bu utanç tablosuyla bir an önce yüzleşmesini diliyoruz.

Son Güncelleme: Pazar, 13 Ocak 2013 21:54
 

Paris’te Bir Jön Türk, Barış Çetin

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

pariste-bir-jon-turkTopluluğumuz mezunlarından Barış ÇETİN’in “Paris’te Bir Jön Türk” isimli kitabı çıktı. Paris’te yaptığı gezileri, tarihle, edebiyatla harmanlayıp yazıya döken Barış Çetin; Ankara ve ODTÜ yıllarındaki anılarını da bizlerle paylaşıyor.
ODTÜ ADT olarak, mezunumuzu ilk kitabı için kutlarken, yazarlık yolculuğunda kendisine başarılar diliyoruz.

 

30 Ağustos Zafer Bayramı’nı Kutlarız!

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

30-agustos-kutlu-olsun90. yıldönümünde tüm ulusumuzun 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlarız!

“Nemiz varsa, eğer bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaşlar olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batının pençesinden, vicdanımızı ve düşüncemizi Doğunun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcaklığını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak, hepsini, her şeyi 30 Ağustos zaferine borçluyuz.”

Falih Rıfkı Atay

 

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü Kutlu Olsun

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

1-mayis-2012Tersanelerdeki işçilerin, maden işçilerinin, kot taşlayıcılarının, OSTİM işçilerinin, üniversite harcını çıkarmak için inşaat işçisi olarak çalışan öğrencilerin güvenli olmayan kötü şartlar altında çalışmaları sebebiyle ülkemizde son zamanlarda birçok işçi hayatını kaybetti. İnsanların daha fazla bireyselleştiği, sendikaların gücünün kırılmak istendiği, taşeronlaşmayla emek sömürüsünün arttığı, çocuk işçilerin kullanıldığı günümüzde işçi ölümlerinin yaşanmamasını, tüm emekçilerin iyi şartlar altında ve dayanışma içinde çalışabilmesini ümit ediyoruz.

Ekmeğini emeğiyle kazanan tüm emekçilerin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlu olsun.

 

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

23-nisan-2012Özgürlüklerin kısıtlandığı, karşıt görüş veya düşünce bildirmenin suç olarak algılandığı, demokrasinin katılımcı demokrasi değil de çoğunluk demokrasisi olarak işlediği, dindar bir nesil yetiştirme amacıyla kanunların tasarlandığı günümüzde milletin iradesiyle seçilmiş milletvekilleri uzun tutukluluk süreleriyle çocuklarının büyümelerini göremiyor. 23 Nisan’ın Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kabul edilmesinin anlaşılması, bu süreçte yaşanılanlar düşünüldüğünde oldukça önemlidir.

Kurtuluş Savaşı’ndan günümüze kadar millet hakimiyetini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 92. Kuruluş Yıldönümünde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.

 

Kınıyoruz!

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

kiniyoruz

"Nedim Şener ve Ahmet Şık sonunda tahliye edildiler. Gülen cemaatiyle ilgili kitap yazmanın ve Hrant Dink’in katillerini araştırmanın bedelini onlar 375 gün tutuklu kalarak ödediler.

Halen 100′ü aşkın gazeteci ve aydın, muhalif olmanın bedelini ödüyor. Mustafa Balbay 1121 gündür içeride. Soner Yalçın 408, Büşra Ersanlı ise 151 gündür… Cezaya dönüşen bu uzun tutukluluk sürelerini biz basın özgürlüğüne vurulmuş bir darbe olarak görüyor ve kınıyoruz.

Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı gibi aydınlarını kaybetmenin acısını hala yüreklerinde taşıyan bizler; Kemalist, sosyalist, liberal vs. fark etmeksizin tüm gazeteci ve aydınlar için bir an önce özgürlük ve güvenlik talep ediyoruz.”

 

18 Mart Çanakkale Zafer’ini Kutluyoruz

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

18-mart-2012Birinci Dünya Savaşı sürerken Çanakkale Boğazı’nda düşman devletlerin donanmalarının ağır kayıplar vererek geri çekilmesi savaşın gidişatını değiştirdi. Milli Mücadele ruhunun başlangıcı olan Çanakkale savaşlarında kazanılan ilk zafer olması açısından “18 Mart”, tarihte bir dönüm noktası olmuştur.

Çanakkale Geçilmez sözünün tarihe kazınmasında büyük rolü olan 18 Mart Çanakkale Zaferi’ni kutluyor ve bağımsızlık için savaşan kahraman şehitlerimizi saygıyla ve minnetle anıyoruz.

 

73. Ölüm Yıldönümünde Büyük Önder’i Saygıyla ve Özlemle Anıyoruz

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

ataturk20. yüzyılın en büyük özelliklerinden birisi devrim, darbe ve totaliter yönetimlerin çağı olmasıdır. O dönemde birçok Avrupa, Orta Asya, Orta Doğu, Orta ve Güney Amerika ülkeleri demokrasi dışı yönetim şekillerini denemiştir. Bu ülkelerin hepsi, Hitler, Franko, Salazar, Tito, Kaddafi, Saddam, Abdulnasir, Lenin ve Stalin gibi kendi kurtarıcı kahramanlarını çıkarmıştır. 20. yüzyıla damgasını vuran bu liderlerin her biri farklı biçimlerde iktidara gelmişlerdir. Yaptıkları devrimlerle ve yeniliklerle oluşturdukları yönetim biçiminin en iyisi olduğunu düşünmelerine rağmen bu liderlerin hemen hemen hepsinin oluşturdukları rejimler teker teker yıkılıp tarihe karışmıştır. Demokrasiyi ve halkın iktidara ulaşmasını engelledikleri ve kendi milletlerinin vereceği kararlara güvenmedikleri için bu liderlerin birçoğu halkı tarafından bugün sevilmemekte ve zaman zaman nefretle anılmaktadır.

Mustafa Kemal tarafından kurulan Cumhuriyet yönetimi, içerisinde demokrasi, özgürlük, eşitlik, çağdaşlaşma ve halkın egemenliği gibi kavramları barındırdığı için bugün dahi temel ilkelerini koruyarak gelişmesini sürdüren tek devrimci yönetimdir. Atatürk’ün yaptığı devrim ve yeniliklerle bugünkü çağdaş Türk toplum düzeni oluşmuştur. Mustafa Kemal Atatürk, halkın egemenliğine inandığı ve vereceği karara her zaman güvendiği için, bugün dahi halkın kalbinde yerini koruyan tek 20. yüzyıl lideridir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü 73. olum yıldönümünde saygı, sevgi ve şükranla anıyoruz.

 


yazarlar

ozgenacar27 Mart 2015
Özgen Acar
'YOLSUZLUK ALGISI!'


Cumhuriyet

1

yazar146 26 Mart 2015 
Özgür Mumcu
DAİMİ DİKTATÖR


Cumhuriyet

2

ezgi basaran 200x20025 Mart 2015 
Ezgi Başaran
ARINÇ-GÖKÇEK KAVGASININ GİZLEDİĞİ ASIL NOKTA

Radikal

3

butunyazilar


Genel

Toplantılar

Röportajlar

Kütüphane

Yitirdiklerimiz

Topluluk Odası

Seçtiğimiz Yazılar

Dergi

Atatürkçü Düşünce Topluluğu Kültür İşleri Müdürlüğü ODTÜ Ankara 06531 / Telefon: 0 312 210 60 11 / Faks: 0 312 210 79 50