• Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Kadının Adı Yok

e-Posta Yazdır PDF

Son yıllarda artan kadın cinayetleri, taciz, tecavüz ve kadına şiddet olayları yakın bir zamanda İstanbul’da servis şoförünün bir genç kıza tecavüz etmesiyle tekrar ele alınmaya başlandı. Ne yazık ki bu üzücü olaylar hep bir kişinin başına gelince konuşulmaya başlanıyor, oysaki hiçbir zaman farkındalığının yitirilmemesi gereken konular olup toplumsal mücadelede en önlerde yer almalıdır. Daha da üzücüsü uygulanan şiddete, gerçekleştirilen tacize, tecavüze, kadın ölümlerine suçlular tarafından yaptıklarını meşrulaştırmak için çirkin sebepler uydurulmasıdır. Kadının gece dışarıda olması, giydiği kıyafet, davranışı gibi sebepler garip zihniyetteki insanlar için tüm bu suçları işlemek mantıklı olabilmektedir. Yaşanan olaylarda faillerin cezasız kalması ya da kravat indirimi denen iyi hal indirimi ve tahrik indirimi alması da yaşanan olayları durdurmamakta aksine yeni faillerin önünü açmaktadır.
  Kadın erkek fark etmeksizin birçok insanın bu suçları kabullenmesinin ya da normal karşılamasının en büyük sebeplerinden biri toplumsal cinsiyet algısıdır. Bir bireyin kimliği pek çok sosyal rolün karışımı olarak düşünülmekte ve bazı roller diğerleriyle karşılaştırıldığında daha çok anlama ve öneme sahip olmaktadır. Toplumsal cinsiyet klişelerine göre erkek, ailenin geçimini sağlarken kadın, çocukları büyütmek ve aile hayatı ile ilgili işleri yürütmekle sorumludur. Bir toplumun kültürü bireylerin nasıl davranacağı, nasıl düşüneceği ve nasıl hareket edeceğine ilişkin beklentileri ortaya koyar, kadın ve erkeği sosyal hayatta şekillendiren özellikleri belirler.
  Türkiye’de de ataerkil toplum yapısı tüm bu toplumsal rolleri belirlemiştir. Günlük hayatta bunun örneklerini çok rahat görebiliriz. Erkek çocukları “paşa”, “şehzade” gibi kavramlarla büyütülürken kız çocuklarından daha üstünmüş gibi bir algı yaratılır. Bu üstünlük algısından dolayı da her şeyi yapmaya hakları olduğu kanısına varmaktadırlar ve bu da çocuğun gelişim süresince bilinçaltına işlenmektedir. Böyle büyütülen bir çocuğun da ikili ilişkilerinde sıkıntı çekmesi/çektirmesi de kaçınılmaz bir hal alır. Hatta kimi zaman maalesef kadına karşı suç işlemeye kadar gidebilmektedir. Kadına karşı işlenen suçların dışında LGBTİ bireylere karşı işlenenler de bir o kadar sorunludur, bunu da unutmamak gerekir. LGBTİ bireylerin sanki bir hastalığa sahipmiş gibi düşünülmesi, toplumdan dışlanmaya çalışılması ve ayıplanması yine sorunlu algıların veya zihniyetlerin sonucudur. Bu sıkıntılı düşüncelerin sonunda da kadınların karşılaştığı sorunlar gibi LGBTİ bireyler de birçok sorun yaşamakta ve kendilerine yönelik nefret suçları işlenmektedir. Maalesef ki suçlular yine verilmesi gereken cezaları almamaktadır. Toplumun veya ailelerin cinsiyetlere biçtiği roller kalıplaşmış düşüncelere ve zihniyetlere yol açtığı sürece bu utanç verici suçlar işlenmeye devam edecektir. Bu suçların son bulması için hem cinsiyet eşitsizliğinin son bulmasına hem de daha güçlü kadın ve LGBTİ mücadelesine ihtiyaç vardır. Birçok örgüt bu konularla ilgili mücadelesini yürütmekte ancak devletin bu konularla ilgili yeterli politika üretememesi, yasaların caydırıcı olmaması ve geçersiz sebepler için uygulanan tahrik ve iyi hal indirimi yürütülen mücadelelerin önünü kesmektedir.
 ODTÜ Atatürkçü Düşünce Topluluğu olarak kadına karşı işlenen her suçu meşrulaştırmaya çalışanları, iyi hal indirimi ve tahrik indirimi uygulayan adaleti, gerekli politikaları üretemeyip bir anlamda bu suçların işlenmesinde payı olan yetkilileri kınıyoruz çünkü kadınlar artık özgürce çalışmak, mutlu olmak, istedikleri saatte dışarda gezebilmek, eğlenebilmek, istediğini giyebilmek yani yaşamak istiyorlar!

 

Genel

Toplantılar

Röportajlar

Kütüphane

Yitirdiklerimiz

Topluluk Odası

Seçtiğimiz Yazılar

Dergi

Atatürkçü Düşünce Topluluğu Kültür İşleri Müdürlüğü ODTÜ Ankara 06531 / Telefon: 0 312 210 60 11 / Faks: 0 312 210 79 50