• Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Prof. Dr. Nuray Karancı ile Ankara'daki Patlamanın Ardından İnsanların Yaşadığı Travmalar Üzerine Konuştuk

e-Posta Yazdır PDF

sliderkaranci 

ODTÜ ADT: 10 Ekim Cumartesi günü gerçekleştirilecek “Barış, Emek ve Demokrasi Mitingi” öncesi, mitinge katılacakların toplandığı yerde iki ayrı patlama meydana geldi. Yapılan hain saldırıda 102 kişi yaşamını yitirirken 48'i ağır olmak üzere 246 kişi yaralandı. Yaşanan bu olay travmatik bir olay olarak nitelendirilebilir mi? Travma ve travmatik olay kavramlarını nasıl tanımlayabiliriz?

Nuray KARANCI: Öncelikle yakınlarını kaybedenlere ve bütün ülkemize başsağlığı dileyerek başlamak istiyorum. Tabi ki bu bir travmatik olaydır ve sizin de dediğiniz gibi bu bir “barış, emek ve demokrasi” mitingiydi. İnsanlar barış için gelmişlerdi ve bu olayın çok dramatik sonuçları oldu. Öncelikle travmatik olay kişilerin beklenmedik, çok zorlayıcı ölüm ya da yaralanma ile sonuçlanan ya da kişisel bütünlüğe tehdit eden ve bunun direk olarak kişinin başına gelmesi buna tanık olması veya bunun bir dostuna, akrabasına olduğuna öğrenmesiyle ortaya çıkan bir olaya travmatik olay diyoruz. 10 Ekim’de yaşanan terör katliamı kesinlikle travmanın tanımının içine giriyor. Tüm bunların ötesinde travmatik olay çok yaygın olarak bizim toplumumuzda ya da diğer ülkelerde görülmektedir. Bilimsel çalışmalardan insanların %80 ya da %85’nin başına, yaşamı boyunca bir travmatik olayın geldiğini biliyoruz. Dolayısıyla travmatik olaylar çok  yaygın ama bunların içinden bazıları özellikle insan eliyle kasıtlı olarak yapılanlar çok daha fazla örseleyici ve yaralayıcı olmaktadır. Bu terör olayı da o grubun içine giriyor. Trafik, kazası, sel, deprem gibi doğa kökenli olaylara kıyasla terör saldırıları ve işkence insanlar için çok daha örseleyici olduğunu biliyoruz.

Bu kadar örseleyici olayların bazı özellikleri vardır. Bunlardan ilki bu tip terör olaylarını önceden bilemeyişimizdir. Tabi ki iyi bir istihbarat ile bu olayları engelleyebileceğimiz durumunu dışarıda bırakıyorum. Değişik illerden, yerlerden gelip gar önünde buluşan, tek amaçları barış yürüyüşü olan insanların akıllarından böyle bir terör olayının gerçekleşeceği fikri oluşamaz dolayısıyla tahmin edilemez olması insanda “bir şey yapamam” gibi bir duygu yaratmaktadır. Bu tür olayların ikinci özelliği ise insanlarda zarar görebilme ihtimalini fark ettirmesidir. Biz hayatımıza “bana kötü bir şey olmaz, başka kişilere olur, ben zarar görmeden hayatıma devam ederim” varsayımları ile devam ediyoruz. Ama bu olaylar yüzünden birdenbire zarar görebilir olduğumuzu düşünüyoruz ve kontrol kaybı bilincini oluşturuyoruz.

ODTÜ ADT: Yaşanan patlama sonrası yaralanan ya da patlama anına şahit olan insanların yaşadıkları nasıl travmatik bir etki yaratmıştır?

Nuray KARANCI: Bu travmatik olaylar insanlarda değişik dönemlerde farklı tepkilere neden olabiliyor. Tabi ki ilki “şok dönemidir”. Olay olduktan 24-48 saat süre içinde insanlarda çok yoğun duygu karmaşaları ortaya çıkıyor. İnsanlarda “sanki bir rüyadayım, uyanacağım, hiçbir şey olamamış” düşünceleri görülebiliyor. Bu dönemde çok büyük korku reaksiyonları, dikkati toplayamama, karar verememe, olanların hissedilememesi gibi sorunlar olabilir.

Şok döneminin ardından “tepki dönemi” gelir. Tepki döneminde kişide, duygusal karmaşa devam eder aynı zamanda fizyolojik, somatik belirtileri; ağrılar, uyku düzenindeki bozulmalar, kâbus görme gibi tepkiler görülebilir. Sonraki döneme “işleme dönemi” diyoruz. Yani bu dönemde kişi olaya bir anlam verme sürecine girer. Kişi daha çok kendi içine dönebilir, olayla ilgili düşünmekten kaçınır veya düşünmeye devam eder. Daha sonra kişi toparlanıp iyileşme, umut etme dönemine girip ve geleceğe yönelik planlar yapılabilir.

Bu dönemlerde en fazla gördüğümüz duygular üzerinde durursak, aşırı bir korku, panik, üzüntü, kaybedilen yakınlar için yas tepkisi vardır. Bunların yanında öfke duygusu çok yaygındır. “Bunu kim yaptı”, “kim bunu engelleyemedi” duygu ve söylemlerine çokça rastlanıldı. Özellikle adaletin sağlanması, faillerin bulunması, masum insanların ölmesi, yaralanmalar öfke duygusunu arttırdı.

 Yaşamanın, kurtulmuş olmanın getirdiği bir suçluluk duygusu da yaygındır. “ben hayattayım ama onlar hastanede ya da hayatlarını kaybettiler”,” ben bir şey yapabilirdim arkadaşlarımı kurtarabilirdim, onları yana çekebilirdim” düşüncelerine çok rastlanılabilir. Elbette ki bunlar mümkün değil ama bu suçluluk duygusu kişinin kendi normal hayatına dönmesini engelleyen bir şeydir. Bir de normale dönmeyeceğiz, unutmayacağız gibi düşünceler vardır. Ama tabi ki böyle bir olayı unutmamamız gerekir. Ancak bunu bilişsel ve duygusal dünyamıza entegre edip yaşamımıza devam etmemiz gerekecektir.

Aşırı uyarılmışlık hali, yerinde duramama, sinirlilik en fazla hissedilen duygulardır. Bir de bunun yanında bedensel olarak en çok uyku düzeninde bozulma, uyarılma, kâbus görme, iştahta değişiklik, işlevselliğin kaybolması (okul ve işe gidemem, ailede yapılması gerekenleri yapamama),doktor tavsiyesi olmadan uyku ilaçları, sakinleştirici kullanmak gibi durumlar da vardır.

Davranışsal ve düşünsel olarak olay sürekli kişinin aklına gelir. Biz buna “flashback” diyoruz. Kişinin aklına olayla ilgili koku, ses, görüntü gelebilir. Kişilerin istenmedik düşüncelere karşı kaçınma tepkisi vardır. Bunları hatırlatan hiçbir şeyin yanına gitmek ya da olayla ilgili konuşmak istemeyebilir. Buna “kaçınma davranışı” diyoruz.

Tabi ki bu tepkiler, davranışlar dehşet verici olaylara karşı çok insani tepkilerdir. Dolayısıyla bunu yaşayan bireylerin kendileriyle ilgili endişe etmemesi gerekir. Bu tepkiler zaman içinde azalacaktır ve daha başa çıkılabilir oranda devam edecektir. Ama tepkilerin azalmaması durumunda profesyonel bir yardım almak gerekir.Tabi ki tepkilerimizi azaltmak “barış ve demokrasi” ideallerimizi bırakmak anlamına gelmiyor. Barış eylemleri devam ediyor.

Bu tepkiler sadece orada olanlar ya da yaralananlarda değil, oradaki insanların aileleri, arkadaşları, “ben de gidecektim ama gidemedim”, “ben de arada olabilirdim” ya da haberleri, görüntüleri izleyenler, yaralılara yardım eden sağlık görevlileri, medya mensuplarını da etkilenmiş olabilir.

Bu travmaya yapılacak en iyi şey sorusunun cevabı ise:

Herkesin bildiği gibi paylaşmak, konuşmak, kaçınmamak, duyguları gömmemek ve bastırmaya çalışmamaktır. Duyguları en yakın arkadaşlarla, ailelerle paylaşmak önemlidir. 1995 yılında Londra Metrosunda gerçekleşen bombalı saldırıdan sonra yapılan çalışmalarda insanların %70’inin daha çok aileler ve yakın arkadaşlarla konuştuğunu, çok az bir kısmının ise profesyonel yardım aldığı gözlemlenmiştir. Konuşmanın ötesinde kendimizi gevşetebilecek bir şeyler yapmamız gereklidir. Ama bunu doktor tavsiyesi dışında ilaçta aramamak gereklidir. Herkes kendine iyi gelecek bir aktivite bulabilir. Ama yürüyüş gibi fiziksel aktivitelerin çok iyi geldiği söylenebilir. Bazı insanlar sporla, müzikle, bahçe işleriyle zaman geçirerek ya da Kur’an okuyarak zor zamanları, travmayı aştığını belirtiyor. Böyle zamanlarda beslenmeye dikkat etmek gerekir. Daha önce de belirttiğim suçluluk ve öfke duyguları vücudun tüm yakıt depolarını boşaltmaktadır. İyi bir beslenme, uyku düzenini geri kazanabilme, sigara ve alkolden uzak durabilmek önemlidir.

Kişisel ve genetik özelliklerimiz bu dönemleri atlatabilmemizi etkilemektedir. Eğer tüm bu öz bakım faaliyetlerine rağmen  normal hayatımıza dönmemizi ve sosyal ve mesleki işlevselliğimiz  engelleniyorsa profesyonel yardım için bir psikiyatri kliniğine başvurulması gerekir. Ayrıca Türk Psikologlar Derneğinden gönüllü uzmanlar destek çalışmaları yürütmektedir. Üniversitemizde psikoloji bölümünde olaylardan etkilenenlere psikolojik destek ve paylaşım grupları yapacağız, isteyen herkes buna katılabilir.

ODTÜ ADT: Patlama esnasında alanda bulunanlar kadar oradaki insanların yakın çevrelerinin, ailelerinin de durumdan etkilendiğini söylemek mümkün. Alanda bulunmamış olsalar dahi yakınlarının orada bulunması, yaralanması ya da yaşamını yitirmesi bu insanlarda travmatik bir etki yaratmış mıdır? Bu etkinin boyutu alanda bulunan insanların yaşadığı travma ile karşılaştırılabilir mi?

Nuray KARANCI: Araştırma bulgularına göre bir olaya ne kadar maruz kalındıysa, psikolojik olarak o kadar çok etkileniliyor. En çok yaralananlar, olay yerinde olanlar, daha sonra akrabalar ve arkadaşlar sonra diğer insanlar etkilenir.

Burada önemli olan şey olay yerinde olmayan insanlar, olanlara nasıl yardım edebilir, destek olabilir bu konuda konuşmakta yarar var. Birincisi dinlemek ama zorlamamak, olayı yaşayan kişiye yanında olduğunuzu hissettirmek önemlidir. Sadece yanında olmak, uygunsa kolunu omzuna koymak, “aç mısın?”, “bir şey içmek ister misin?”, “uykun nasıl?”, “uyumak ister misin?” gibi ihtiyacı var mı diye sormak basit ama önemli bir şeydir.

Fakat bizim toplumumuzda “konuşturmayalım, hatırlatmayalım, üzülür” gibi bir refleks var. Bu yanlış bir yaklaşımdır. Kendisi hatırlarsa, konuşmak isterse onu dinleyip, yanında olduğumuzu gösterelim. Paylaşmak travmayı atlatmaya çalışan kişiye iyi gelecektir.

“ Daha kötüsü olabilirdi”, “bak sen kurtuldun”, “unutursun önemli değil” gibi teselli etmek de yanlıştır. Sadece dinleyip anlamaya çalışacağız. Güvende olduklarını hissettirip geleceğe umutla bakmaları sağlanabilir.

ODTÜ ADT: Ankara’da gerçekleşen patlama pek çok insanın hayatını kaybetmesine ve psikolojik olarak da ciddi zararlar görmesine yol açmıştır. Gerek televizyonlardan gerekse internetten patlama ile ilgili pek çok bilgi ve görüntü kamuoyuna sunulmuştur. Bu bilgi ve görüntüler toplumda travmatik bir etki yaratmış mıdır? Yaratmışsa bu etkinin toplumsal sonuçları neler olabilir? İnsanlar nasıl tepki vermişlerdir?

Nuray KARANCI: Bu görüntüler ve haberler travmatize edicidir. Özellikle kendi kişisel geçmişinde benzer bir travmatik olay yaşamış olanlar çok etkilenmektedirler.

Yapılan araştırmalarda, Amerika’daki 11 Eylül terör saldırılarından sonra, bir kişi ne kadar çok televizyon izlemişse o kadar travmatik stres tepkileri göstermişlerdir. Bu tür görüntülerden kendimizi ve özellikle çocuklarımızı korumamız gerekir.

ODTÜ ADT: Toplumu düşünürsek: ODTÜ ADT, ODTÜ ve diğer üniversiteler, dernekler, siyasi partiler, insanlar bu olaya çok tepki verdiler. Barış yürüyüşleri, afişler, eylemler yapıldı. Toplum olarak, birlik içinde bu durumu, travmayı nasıl aşabiliriz?

Nuray KARANCI: Bence tüm bu yapılanlar çok güzeldi. Taş boyama, Endüstriyel Tasarım Bölümü’nde yapılan isim yazılı siyah kuşlar kenetlenmemizi, daha önce de belirttiğim paylaşımı sağlıyor. Olayla ilgili bir anma bir ritüel olması çok önemlidir.

Çaresizlik terörün amacıdır. İnsanları çaresiz hale getirmek, hayata devam etmek… bundan daha önce bahsetmedik bu sorunuz çok güzel oldu. Ne kadar çok kenetlenirse toplum, travmayı yaşayan kişiler olabildiğince hayatlarına devam ederlerse o kadar iyi olur.

İnsanların biraz önce konuştuğumuz tepkileri verebilmeleri çok önemli. Ben yaşıyorum ama bunu başkaları da yaşıyor. Bu düşünceye biz, normalleştirme ya da “psikoeğitim” diyoruz. Yaşama devam etmeye, umut etmeye devam edeceğiz. Yaşanan olayların toplumu ayrıştırmasına izin vermeyeceğiz. Zaten amaçlanan da budur.

ODTÜ ADT: Çok teşekkür ederiz…

ODTÜ ADT: 10 Ekim Cumartesi günü gerçekleştirilecek “Barış, Emek ve Demokrasi Mitingi” öncesi, mitinge katılacakların toplandığı yerde iki ayrı patlama meydana geldi. Yapılan hain saldırıda 102 kişi yaşamını yitirirken 48'i ağır olmak üzere 246 kişi yaralandı. Yaşanan bu olay travmatik bir olay olarak nitelendirilebilir mi? Travma ve travmatik olay kavramlarını nasıl tanımlayabiliriz?

Nuray KARANCI: Öncelikle yakınlarını kaybedenlere ve bütün ülkemize başsağlığı dileyerek başlamak istiyorum. Tabi ki bu bir travmatik olaydır ve sizin de dediğiniz gibi bu bir “barış, emek ve demokrasi” mitingiydi. İnsanlar barış için gelmişlerdi ve bu olayın çok dramatik sonuçları oldu. Öncelikle travmatik olay kişilerin beklenmedik, çok zorlayıcı ölüm ya da yaralanma ile sonuçlanan ya da kişisel bütünlüğe tehdit eden ve bunun direk olarak kişinin başına gelmesi buna tanık olması veya bunun bir dostuna, akrabasına olduğuna öğrenmesiyle ortaya çıkan bir olaya travmatik olay diyoruz. 10 Ekim’de yaşanan terör katliamı kesinlikle travmanın tanımının içine giriyor. Tüm bunların ötesinde travmatik olay çok yaygın olarak bizim toplumumuzda ya da diğer ülkelerde görülmektedir. Bilimsel çalışmalardan insanların %80 ya da %85’nin başına, yaşamı boyunca bir travmatik olayın geldiğini biliyoruz. Dolayısıyla travmatik olaylar çok  yaygın ama bunların içinden bazıları özellikle insan eliyle kasıtlı olarak yapılanlar çok daha fazla örseleyici ve yaralayıcı olmaktadır. Bu terör olayı da o grubun içine giriyor. Trafik, kazası, sel, deprem gibi doğa kökenli olaylara kıyasla terör saldırıları ve işkence insanlar için çok daha örseleyici olduğunu biliyoruz.

Bu kadar örseleyici olayların bazı özellikleri vardır. Bunlardan ilki bu tip terör olaylarını önceden bilemeyişimizdir. Tabi ki iyi bir istihbarat ile bu olayları engelleyebileceğimiz durumunu dışarıda bırakıyorum. Değişik illerden, yerlerden gelip gar önünde buluşan, tek amaçları barış yürüyüşü olan insanların akıllarından böyle bir terör olayının gerçekleşeceği fikri oluşamaz dolayısıyla tahmin edilemez olması insanda “bir şey yapamam” gibi bir duygu yaratmaktadır. Bu tür olayların ikinci özelliği ise insanlarda zarar görebilme ihtimalini fark ettirmesidir. Biz hayatımıza “bana kötü bir şey olmaz, başka kişilere olur, ben zarar görmeden hayatıma devam ederim” varsayımları ile devam ediyoruz. Ama bu olaylar yüzünden birdenbire zarar görebilir olduğumuzu düşünüyoruz ve kontrol kaybı bilincini oluşturuyoruz.

ODTÜ ADT: Yaşanan patlama sonrası yaralanan ya da patlama anına şahit olan insanların yaşadıkları nasıl travmatik bir etki yaratmıştır?

Nuray KARANCI: Bu travmatik olaylar insanlarda değişik dönemlerde farklı tepkilere neden olabiliyor. Tabi ki ilki “şok dönemidir”. Olay olduktan 24-48 saat süre içinde insanlarda çok yoğun duygu karmaşaları ortaya çıkıyor. İnsanlarda “sanki bir rüyadayım, uyanacağım, hiçbir şey olamamış” düşünceleri görülebiliyor. Bu dönemde çok büyük korku reaksiyonları, dikkati toplayamama, karar verememe, olanların hissedilememesi gibi sorunlar olabilir.

Şok döneminin ardından “tepki dönemi” gelir. Tepki döneminde kişide, duygusal karmaşa devam eder aynı zamanda fizyolojik, somatik belirtileri; ağrılar, uyku düzenindeki bozulmalar, kâbus görme gibi tepkiler görülebilir. Sonraki döneme “işleme dönemi” diyoruz. Yani bu dönemde kişi olaya bir anlam verme sürecine girer. Kişi daha çok kendi içine dönebilir, olayla ilgili düşünmekten kaçınır veya düşünmeye devam eder. Daha sonra kişi toparlanıp iyileşme, umut etme dönemine girip ve geleceğe yönelik planlar yapılabilir.

Bu dönemlerde en fazla gördüğümüz duygular üzerinde durursak, aşırı bir korku, panik, üzüntü, kaybedilen yakınlar için yas tepkisi vardır. Bunların yanında öfke duygusu çok yaygındır. “Bunu kim yaptı”, “kim bunu engelleyemedi” duygu ve söylemlerine çokça rastlanıldı. Özellikle adaletin sağlanması, faillerin bulunması, masum insanların ölmesi, yaralanmalar öfke duygusunu arttırdı.

 Yaşamanın, kurtulmuş olmanın getirdiği bir suçluluk duygusu da yaygındır. “ben hayattayım ama onlar hastanede ya da hayatlarını kaybettiler”,” ben bir şey yapabilirdim arkadaşlarımı kurtarabilirdim, onları yana çekebilirdim” düşüncelerine çok rastlanılabilir. Elbette ki bunlar mümkün değil ama bu suçluluk duygusu kişinin kendi normal hayatına dönmesini engelleyen bir şeydir. Bir de normale dönmeyeceğiz, unutmayacağız gibi düşünceler vardır. Ama tabi ki böyle bir olayı unutmamamız gerekir. Ancak bunu bilişsel ve duygusal dünyamıza entegre edip yaşamımıza devam etmemiz gerekecektir.

Aşırı uyarılmışlık hali, yerinde duramama, sinirlilik en fazla hissedilen duygulardır. Bir de bunun yanında bedensel olarak en çok uyku düzeninde bozulma, uyarılma, kâbus görme, iştahta değişiklik, işlevselliğin kaybolması (okul ve işe gidemem, ailede yapılması gerekenleri yapamama),doktor tavsiyesi olmadan uyku ilaçları, sakinleştirici kullanmak gibi durumlar da vardır.

Davranışsal ve düşünsel olarak olay sürekli kişinin aklına gelir. Biz buna “flashback” diyoruz. Kişinin aklına olayla ilgili koku, ses, görüntü gelebilir. Kişilerin istenmedik düşüncelere karşı kaçınma tepkisi vardır. Bunları hatırlatan hiçbir şeyin yanına gitmek ya da olayla ilgili konuşmak istemeyebilir. Buna “kaçınma davranışı” diyoruz.

Tabi ki bu tepkiler, davranışlar dehşet verici olaylara karşı çok insani tepkilerdir. Dolayısıyla bunu yaşayan bireylerin kendileriyle ilgili endişe etmemesi gerekir. Bu tepkiler zaman içinde azalacaktır ve daha başa çıkılabilir oranda devam edecektir. Ama tepkilerin azalmaması durumunda profesyonel bir yardım almak gerekir.Tabi ki tepkilerimizi azaltmak “barış ve demokrasi” ideallerimizi bırakmak anlamına gelmiyor. Barış eylemleri devam ediyor.

Bu tepkiler sadece orada olanlar ya da yaralananlarda değil, oradaki insanların aileleri, arkadaşları, “ben de gidecektim ama gidemedim”, “ben de arada olabilirdim” ya da haberleri, görüntüleri izleyenler, yaralılara yardım eden sağlık görevlileri, medya mensuplarını da etkilenmiş olabilir.

Bu travmaya yapılacak en iyi şey sorusunun cevabı ise:

Herkesin bildiği gibi paylaşmak, konuşmak, kaçınmamak, duyguları gömmemek ve bastırmaya çalışmamaktır. Duyguları en yakın arkadaşlarla, ailelerle paylaşmak önemlidir. 1995 yılında Londra Metrosunda gerçekleşen bombalı saldırıdan sonra yapılan çalışmalarda insanların %70’inin daha çok aileler ve yakın arkadaşlarla konuştuğunu, çok az bir kısmının ise profesyonel yardım aldığı gözlemlenmiştir. Konuşmanın ötesinde kendimizi gevşetebilecek bir şeyler yapmamız gereklidir. Ama bunu doktor tavsiyesi dışında ilaçta aramamak gereklidir. Herkes kendine iyi gelecek bir aktivite bulabilir. Ama yürüyüş gibi fiziksel aktivitelerin çok iyi geldiği söylenebilir. Bazı insanlar sporla, müzikle, bahçe işleriyle zaman geçirerek ya da Kur’an okuyarak zor zamanları, travmayı aştığını belirtiyor. Böyle zamanlarda beslenmeye dikkat etmek gerekir. Daha önce de belirttiğim suçluluk ve öfke duyguları vücudun tüm yakıt depolarını boşaltmaktadır. İyi bir beslenme, uyku düzenini geri kazanabilme, sigara ve alkolden uzak durabilmek önemlidir.

Kişisel ve genetik özelliklerimiz bu dönemleri atlatabilmemizi etkilemektedir. Eğer tüm bu öz bakım faaliyetlerine rağmen  normal hayatımıza dönmemizi ve sosyal ve mesleki işlevselliğimiz  engelleniyorsa profesyonel yardım için bir psikiyatri kliniğine başvurulması gerekir. Ayrıca Türk Psikologlar Derneğinden gönüllü uzmanlar destek çalışmaları yürütmektedir. Üniversitemizde psikoloji bölümünde olaylardan etkilenenlere psikolojik destek ve paylaşım grupları yapacağız, isteyen herkes buna katılabilir.

ODTÜ ADT: Patlama esnasında alanda bulunanlar kadar oradaki insanların yakın çevrelerinin, ailelerinin de durumdan etkilendiğini söylemek mümkün. Alanda bulunmamış olsalar dahi yakınlarının orada bulunması, yaralanması ya da yaşamını yitirmesi bu insanlarda travmatik bir etki yaratmış mıdır? Bu etkinin boyutu alanda bulunan insanların yaşadığı travma ile karşılaştırılabilir mi?

Nuray KARANCI: Araştırma bulgularına göre bir olaya ne kadar maruz kalındıysa, psikolojik olarak o kadar çok etkileniliyor. En çok yaralananlar, olay yerinde olanlar, daha sonra akrabalar ve arkadaşlar sonra diğer insanlar etkilenir.

Burada önemli olan şey olay yerinde olmayan insanlar, olanlara nasıl yardım edebilir, destek olabilir bu konuda konuşmakta yarar var. Birincisi dinlemek ama zorlamamak, olayı yaşayan kişiye yanında olduğunuzu hissettirmek önemlidir. Sadece yanında olmak, uygunsa kolunu omzuna koymak, “aç mısın?”, “bir şey içmek ister misin?”, “uykun nasıl?”, “uyumak ister misin?” gibi ihtiyacı var mı diye sormak basit ama önemli bir şeydir.

Fakat bizim toplumumuzda “konuşturmayalım, hatırlatmayalım, üzülür” gibi bir refleks var. Bu yanlış bir yaklaşımdır. Kendisi hatırlarsa, konuşmak isterse onu dinleyip, yanında olduğumuzu gösterelim. Paylaşmak travmayı atlatmaya çalışan kişiye iyi gelecektir.

“ Daha kötüsü olabilirdi”, “bak sen kurtuldun”, “unutursun önemli değil” gibi teselli etmek de yanlıştır. Sadece dinleyip anlamaya çalışacağız. Güvende olduklarını hissettirip geleceğe umutla bakmaları sağlanabilir.

ODTÜ ADT: Ankara’da gerçekleşen patlama pek çok insanın hayatını kaybetmesine ve psikolojik olarak da ciddi zararlar görmesine yol açmıştır. Gerek televizyonlardan gerekse internetten patlama ile ilgili pek çok bilgi ve görüntü kamuoyuna sunulmuştur. Bu bilgi ve görüntüler toplumda travmatik bir etki yaratmış mıdır? Yaratmışsa bu etkinin toplumsal sonuçları neler olabilir? İnsanlar nasıl tepki vermişlerdir?

Nuray KARANCI: Bu görüntüler ve haberler travmatize edicidir. Özellikle kendi kişisel geçmişinde benzer bir travmatik olay yaşamış olanlar çok etkilenmektedirler.

Yapılan araştırmalarda, Amerika’daki 11 Eylül terör saldırılarından sonra, bir kişi ne kadar çok televizyon izlemişse o kadar travmatik stres tepkileri göstermişlerdir. Bu tür görüntülerden kendimizi ve özellikle çocuklarımızı korumamız gerekir.

ODTÜ ADT: Toplumu düşünürsek: ODTÜ ADT, ODTÜ ve diğer üniversiteler, dernekler, siyasi partiler, insanlar bu olaya çok tepki verdiler. Barış yürüyüşleri, afişler, eylemler yapıldı. Toplum olarak, birlik içinde bu durumu, travmayı nasıl aşabiliriz?

Nuray KARANCI: Bence tüm bu yapılanlar çok güzeldi. Taş boyama, Endüstriyel Tasarım Bölümü’nde yapılan isim yazılı siyah kuşlar kenetlenmemizi, daha önce de belirttiğim paylaşımı sağlıyor. Olayla ilgili bir anma bir ritüel olması çok önemlidir.

Çaresizlik terörün amacıdır. İnsanları çaresiz hale getirmek, hayata devam etmek… bundan daha önce bahsetmedik bu sorunuz çok güzel oldu. Ne kadar çok kenetlenirse toplum, travmayı yaşayan kişiler olabildiğince hayatlarına devam ederlerse o kadar iyi olur.

İnsanların biraz önce konuştuğumuz tepkileri verebilmeleri çok önemli. Ben yaşıyorum ama bunu başkaları da yaşıyor. Bu düşünceye biz, normalleştirme ya da “psikoeğitim” diyoruz. Yaşama devam etmeye, umut etmeye devam edeceğiz. Yaşanan olayların toplumu ayrıştırmasına izin vermeyeceğiz. Zaten amaçlanan da budur.

ODTÜ ADT:Çok teşekkür ederiz…

 

 

Son Güncelleme: Salı, 27 Ekim 2015 18:30  

Genel

Toplantılar

Röportajlar

Kütüphane

Yitirdiklerimiz

Topluluk Odası

Seçtiğimiz Yazılar

Dergi

Atatürkçü Düşünce Topluluğu Kültür İşleri Müdürlüğü ODTÜ Ankara 06531 / Telefon: 0 312 210 60 11 / Faks: 0 312 210 79 50