• Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Rıza Türmen ile Yeni Anayasa ve Gezi Parkı Üzerine Söyleşi

e-Posta Yazdır PDF

rizaturmenyesyesyeni

Anayasa uzlaşma komisyonu üyesi İzmir milletvekili Prof. Dr. Rıza Türmen’le birlikte Yeni Anayasa süreci ve Gezi Parkı eylemleri üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

İki bölüm halinde paylaşacağımız söyleşimizin Yeni Anayasa ile ilgili olan ilk bölümünü aşağıda veriyoruz.

ODTÜ ADT: Yeni anayasa çalışmalarında bugüne kadar olan gelişmeleri ve bundan sonraki süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rıza TÜRMEN: Yeni bir anayasa yapılması her ülkenin tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Anayasayı hem gelecekteki  hem de şimdiki mevcut problemleri kaldırmak için yapıyorsunuz. Bu nedenle, yeni bir anayasa yapımına ihtiyaç duyulması, bunun için her partinin eşit olarak temsil edildiği böyle bir uzlaşma komisyonu oluşturulması ve bu uzlaşma komisyonunda bütün kararların oybirliğiyle alınacak olması başlı başına önemli bir konu. Bu gösteriyor ki yeni anayasayı yapmaya bir talep var, ihtiyaç var. Bu nereden kaynaklanıyor?

Herkesin yeni anayasadan beklentileri biraz farklı; fakat bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak beklentimiz ve daha doğrusu benim kişisel olarak beklentim tabi ki 12 Eylül anayasasından kurtulmak yönünde. 12 Eylül anayasası çok dar bir anayasadır ve yapılışı demokratik değildir. Dünyadaki gelişmelerin gerisinde kaldığı gibi Türk toplumunun ihtiyaçlarına da cevap vermemektedir. Bireyi devlete karşı değil, devleti bireye karşı koruyan bir zihniyetin yaptığı bu anayasadan kurtulmak gerekiyor.

İkincisi, Türkiye’de demokrasi ve insan hakları bakımından çok büyük bir sorun var. İşte siz öğrenci olarak birebir yaşıyorsunuz, kaç tane arkadaşınız içeride? Muhalifseniz başınıza kaçınılmaz olarak bunlar gelecektir. Bu sorunu ortadan kaldırıp demokratik ve özgür bir Türkiye yaratmak için yeni bir anayasaya ihtiyaç var.

Üçüncüsü, Türkiye’nin toplumsal bir uzlaşıya ihtiyacı var. Çok kutuplaşmış,  kendisi gibi düşünmeyen herkesin bertaraf edilmesi gerektiğini düşünen bir toplumda, bir uzlaşı anayasası yapmak lazım ki toplum bütün farklılıklarıyla bir arada yaşayabilsin. Bütün bu nedenlerle yola çıktık ve bir taslak ortaya çıktı. Bugün ortaya çıkan ikinci taslak ve birincisindeki gibi burada da uzlaşılan, uzlaşılamayan maddeler var. Ama görüyoruz ki ne kadar çok görüşürsek, ne kadar çok müzakere edersek, ne kadar çok konuşursak uzlaşma alanı o kadar genişliyor.

Bir de tabi şunu unutmamak lazım: Bu sürecin kendisi, anayasanın belki de metni kadar önemli. Çünkü süreçte ortak olunuyorsa, süreç katılımcı oluyorsa o zaman anayasa da demokratik, katılımcı bir anayasa olabilecektir. Bu süreç ilerledikçe şunu görüyoruz: Biz değişiyoruz, müzakere edenler değişiyor. Daha çok taviz vermeyi, ödün vermeyi öğreniyoruz. Müzakere teknikleri gelişiyor, gittikçe saha çok yumuşuyoruz. Diğer yandan toplumun kendisinde de değişiklikler oluyor. Toplum giderek bu süreç içerisinde birbirini daha iyi anlamaya, daha çoğulcu bir toplum olmaya doğru yürüyor. Bu nedenle, bu süreç için ne kadar zamana ihtiyaç varsa o kadar zaman verilmeli, aceleye getirilmemeli. Ancak bu şekilde demokratik katılımcı bir anayasa oluşturulabilir.

ODTÜ ADT : Anayasadaki uzlaşmanın önündeki en önemli engellerden birisi de iktidar partisinin ‘’başkanlık’’ önerisi. Siz bu öneriyi nasıl değerlendiriyorsunuz ve iktidarın bu konudaki yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?

Rıza TÜRMEN:  Bence uzlaşmanın önündeki en önemli engel şu: İktidar partisinin elinde çok büyük bir güç yoğunlaşması var ve bu güç yoğunlaşmasına karşılık Türkiye’de denge-fren mekanizmaları ortadan kaldırılmış durumda. Bugün meclis denetim görevini yapamıyor ve iktidarın getirdiği kanunları onaylayan bir makam haline gelmiş durumda. Yargı bağımsız değil ve basın özgürlüğü ortadan kaldırıldı, basın sindirildi. Bütün denge-fren mekanizmaları yok edildi. Başkanlık önerisi bu durumu büsbütün pekiştirecek. Yani iktidarın elindeki güç yoğunlaşmasını arttıracak, bütün yetki ve güç tek bir adamın elinde olacak. Buna karşılık hiçbir denge-fren mekanizması bulunmayacak. Yani bugünkü durumu biraz daha ileri götürecek. Halbuki bizim demokratik bir Türkiye için bunun tersini yapmamız lazım. Bu güç yoğunlaşmasından bir güç paylaşmasına geçilmeli, denge-fren mekanizmaları doğru dürüst bulunabilmeli, basın özgürleşmeli, üniversiteler seslerini çıkarabilmeli, meclis denetim  görevini yapabilmeli, yargı bağımsız olabilmelidir. Bunlara çalışacak yerde, başkanlık sistemiyle tam tersi yapılmak isteniyor. Bence başkanlık önerisini bu çerçevede görmek doğru olur.

ODTÜ ADT: Bahsettiğiniz bu güç yoğunlaşması olurken bir yandan da insan hakları ihlalleri, kadına şiddet, çevre sorunları gibi çok ciddi toplumsal problemler de ortaya çıkıyor. Aslında yeni anayasanın bunları da ele alması gerekiyor. Sizce yeni anayasa bu tür toplumsal sorunlara çözüm getirebilecek mi?

Rıza TÜRMEN: Bunlar birbirine bağlı şeyler. Güç yoğunlaşması olunca, denge-fren mekanizmaları bulunmayınca, bireysel hak ve özgürlüklerin hiçbir güvencesi yok. Sizin başınıza bugün bir şey gelse kime şikayet edeceksiniz? Polise kimi şikayet edebilirsiniz? Polisin orantısız güç kullanması sonucunda çok büyük ölçüde insan hakları ihlalleri var. Buna karşılık polise hiçbir şey yapılmıyor. Tam tersine birer maaş teşvik verilerek ödüllendirildi polis. Böyle bir toplumda bireysel hak ve özgürlüklerin hiçbir güvencesi yok. Bu güç yoğunlaşmasına itiraz ederseniz başınız derde girer. Böyle bir ülkede yaşıyoruz ne kadar istemesek de. Ne bireysel hak ve özgürlüklerin güvencesi var, ne başımıza ne zaman ne geleceği belli. Yani size verilen mesaj şu: “Sesinizi kısın, sakın itiraz etmeyin, muhalefet etmeyin, evinize gidip dersinize çalışın, o zaman size Türkiye’nin nimetlerinden faydalanma  kapıları açılır. Apolitize olun, bakın size güzel köprüler  yapıyoruz, yollar yapıyoruz, alışveriş merkezleri yapıyoruz. Böyle bir ülkede yaşıyorsunuz güzel güzel, siz hala niçin böyle birtakım siyasal itirazlar içindesiniz. Eğer siyasete ilgi duyuyorsanız, benim gençlik kollarım da sizi bekliyor.” Size verilen mesaj budur aslında.

ODTÜ ADT: Anayasanın hazırlık sürecinde en çok tartışılacak konulardan birisi ilk 3 maddenin değiştirilip değiştirilemeyeceğiydi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Rıza TÜRMEN: Baktığınız zaman 1876 Anayasası’nda değiştirilmez maddeler olsaydı bugün Türkiye Cumhuriyeti kurulamazdı. Demek ki toplum değiştikçe maddeler de değişiyor. 1961 Anayasası’nda değiştirilmez madde sadece cumhuriyetti. Şimdiki ilk 3 maddeyi 1982 rejimi getirmiştir. O zamanlar anayasayı yapan bir Danışma Meclisi ve bir de Milli Güvenlik Konseyi vardı. Bu ilk 4 madde Danışma Meclisi’nin değil,  Milli Güvenlik Konseyi’nin yazımıdır.Bu yüzden orada, toplumun huzuruyla ilgili lüzumsuz laflar da vardır. Bunları çıkarsanız da hiçbir şey değişmez.

Toplumda değiştirilemez maddelerle ilgili büyük bir hassasiyet var. Türkiye laik bir cumhuriyettir, sosyal hukuk devletidir, başkent Ankara’dır, bayrak budur, İstiklal Marşı budur. Bununla ilgili hiç kimsenin bir problemi yok. Bütün mesele, değiştirilemez denen 4.madde olsun mu olmasın mı? Olacaksa da böyle mi olsun? 1961 Anayasası’nda olduğu gibi değiştirilemez tek bir madde yazsanız da olur: “Türkiye Cumhuriyeti laik sosyal hukuk devletidir.” Tek değiştirilemeyen madde bu olsun. Ancak diğerleri, örneğin İstiklal Marşı okunması değiştirilebilir bir mesele. Sözlerine dokunulmadan müziği değiştirilip daha rahat okunabilecek bir müzik haline getirilebilir; zor söyleniyor çünkü. Bunu değiştirirseniz ne olacak , kıyamet mi kopar? Ben bunları o kadar kutsal şey olarak görmüyorum. Bundan fazla da korkmamak lazım. Ya da bu maddeler diğer anayasa değişikliklerinden farklı bir çoğunluk benimsenerek 3/4 çoğunlukla da değiştirilebilir. Densin ki bu maddeler, devletin temel niteliklerine ilişkindir, onun için diğer anayasa değişikliklerinden farklı olarak bu maddeler için 3/4  lük başka bir çoğunluk arayalım. Bu da mümkün ama bunları konuşup tartışabilmek gerekiyor. Hiçbir konu tabu değildir. Türkiye’de böyle tartışılamayan, tabu olan konular beni çok korkutuyor. Bu maddeleri pekala içeriğini boşaltmadan farklı şekilde yazabiliriz. İçeriği yine muhafaza edersiniz ama daha doğru dürüst yazabilirsiniz.

ODTÜ ADT: Kürt sorunu bugün  pek çok açıdan ülkemizdeki en önemli problemlerden birisi. Yeni anayasa sizce bu soruna bir çözüm sağlayabilecek mi? Artık gerçek anlamda bir barış sürecine girebilecek miyiz?

Rıza TÜRMEN: Söylediğiniz önemli, gerçek anlamda bir barış süreci. İçinde bulunduğumuz süreç ateşkes süreci.. PKK çekildi mi çekilmedi mi o tartışma konusu, onu bilmiyoruz tabi. Ama sonuçta beş aydır tabutlar gelmiyor Güneydoğu’dan. Şimdi bu ateşkesi bir barış sürecine çevirmek lazım. Ateşkes bir ön koşul ama barış süreci değildir ve barış da çözüm de gökten inmiyor; bir şeyler yapmak gerekiyor.  İşte o yapılması gereken şey bence bütün Türkiye’nin demokratikleşmesi, özgürleşmesi.

Kürt sorununu Türkiye’nin demokratikleşmesi ve özgürleşmesi sorunundan ayrı görmemek lazım. “Kürtler daha demokratik, özgürlükçü haklara sahip olacaklar ama geri kalan Türkler diktatörlük altında yaşayacaklar.” Böyle bir şeye imkan yoktur. Türkler bir ada değil, Kürtler de Türkiye’de yaşayacak tabi ki. Bunun için Kürt sorununun çözümü elbette ki bütün Türkiye’nin demokratikleşmesinden geçiyor; dolayısıyla bütün Türkiye’nin daha özgürlükçü bir rejime kavuşmasından geçiyor.

Kürtlerin vatandaşlıkla, anadilde eğitimle, yerel yönetimlerle, bölge yönetimleriyle ilgili haklı talepleri var. Bu anayasal talepler ne kadar karşılanacak değil mi? En azından bu taleplere kapalı bir anayasa yapmamak lazım. Anayasa için dört partinin mutabakatı gerekiyor. Bu mutabakatla Kürtlerin bütün taleplerini karşılama olanağı yoksa eğer, hiç olmazsa bunların önünü tıkamayan, nötr bir anayasa yapabilirsiniz. Örneğin, anayasada vatandaşlık maddesi olması gerekmez. Dünyanın pek çok anayasasında vatandaşlıkla ilgili madde yoktur. İlla ki vatandaşlıkla ilgili bir madde koyacaksanız, bunu tanımlamak zorunda da değilsiniz. Pekala diyebilirsiniz ki “Vatandaşlık kanunla kazanılır, kanunla kaybedilir.” İlle de vatandaşlık için bir tanım yapacaksanız o zaman etnik değil, nötr bir tanım yapmanız gerekiyor.

Anadilde eğitim için de aynı şey geçerli. Bu konuya çocuk açısından, onun yüksek yararını gözeterek bir parça bakabilmek gerek. “Türkçe’den başka hiçbir dilde eğitim yapılamaz, yasaktır.” gibi bir madde yazmamalısınız. “Eğitim dili Türkçe’dir.” de diyebilirsiniz ama yasak koymamalısınız. Öğretim de başka dillerde yapılabilir isterseniz. Bunların çözümü var aslında ama dediğim gibi anayasaya yasaklayıcı madde koymamak gerekiyor.


ODTÜ ADT: Yeni anayasa çalışmalarında bugüne kadar olan gelişmeleri ve bundan sonraki süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rıza TÜRMEN: Yeni bir anayasa yapılması her ülkenin tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Anayasayı hem gelecekteki  hem de şimdiki mevcut problemleri kaldırmak için yapıyorsunuz. Bu nedenle, yeni bir anayasa yapımına ihtiyaç duyulması, bunun için her partinin eşit olarak temsil edildiği böyle bir uzlaşma komisyonu oluşturulması ve bu uzlaşma komisyonunda bütün kararların oybirliğiyle alınacak olması başlı başına önemli bir konu. Bu gösteriyor ki yeni anayasayı yapmaya bir talep var, ihtiyaç var. Bu nereden kaynaklanıyor?

Herkesin yeni anayasadan beklentileri biraz farklı; fakat bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak beklentimiz ve daha doğrusu benim kişisel olarak beklentim tabi ki 12 Eylül anayasasından kurtulmak yönünde. 12 Eylül anayasası çok dar bir anayasadır ve yapılışı demokratik değildir. Dünyadaki gelişmelerin gerisinde kaldığı gibi Türk toplumunun ihtiyaçlarına da cevap vermemektedir. Bireyi devlete karşı değil, devleti bireye karşı koruyan bir zihniyetin yaptığı bu anayasadan kurtulmak gerekiyor.

İkincisi, Türkiye’de demokrasi ve insan hakları bakımından çok büyük bir sorun var. İşte siz öğrenci olarak birebir yaşıyorsunuz, kaç tane arkadaşınız içeride? Muhalifseniz başınıza kaçınılmaz olarak bunlar gelecektir. Bu sorunu ortadan kaldırıp demokratik ve özgür bir Türkiye yaratmak için yeni bir anayasaya ihtiyaç var.

Üçüncüsü, Türkiye’nin toplumsal bir uzlaşıya ihtiyacı var. Çok kutuplaşmış,  kendisi gibi düşünmeyen herkesin bertaraf edilmesi gerektiğini düşünen bir toplumda, bir uzlaşı anayasası yapmak lazım ki toplum bütün farklılıklarıyla bir arada yaşayabilsin. Bütün bu nedenlerle yola çıktık ve bir taslak ortaya çıktı. Bugün ortaya çıkan ikinci taslak ve birincisindeki gibi burada da uzlaşılan, uzlaşılamayan maddeler var. Ama görüyoruz ki ne kadar çok görüşürsek, ne kadar çok müzakere edersek, ne kadar çok konuşursak uzlaşma alanı o kadar genişliyor.

Bir de tabi şunu unutmamak lazım: Bu sürecin kendisi, anayasanın belki de metni kadar önemli. Çünkü süreçte ortak olunuyorsa, süreç katılımcı oluyorsa o zaman anayasa da demokratik, katılımcı bir anayasa olabilecektir. Bu süreç ilerledikçe şunu görüyoruz: Biz değişiyoruz, müzakere edenler değişiyor. Daha çok taviz vermeyi, ödün vermeyi öğreniyoruz. Müzakere teknikleri gelişiyor, gittikçe saha çok yumuşuyoruz. Diğer yandan toplumun kendisinde de değişiklikler oluyor. Toplum giderek bu süreç içerisinde birbirini daha iyi anlamaya, daha çoğulcu bir toplum olmaya doğru yürüyor. Bu nedenle, bu süreç için ne kadar zamana ihtiyaç varsa o kadar zaman verilmeli, aceleye getirilmemeli. Ancak bu şekilde demokratik katılımcı bir anayasa oluşturulabilir.

ODTÜ ADT : Anayasadaki uzlaşmanın önündeki en önemli engellerden birisi de iktidar partisinin ‘’başkanlık’’ önerisi. Siz bu öneriyi nasıl değerlendiriyorsunuz ve iktidarın bu konudaki yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?

Rıza TÜRMEN:  Bence uzlaşmanın önündeki en önemli engel şu: İktidar partisinin elinde çok büyük bir güç yoğunlaşması var ve bu güç yoğunlaşmasına karşılık Türkiye’de denge-fren mekanizmaları ortadan kaldırılmış durumda. Bugün meclis denetim görevini yapamıyor ve iktidarın getirdiği kanunları onaylayan bir makam haline gelmiş durumda. Yargı bağımsız değil ve basın özgürlüğü ortadan kaldırıldı, basın sindirildi. Bütün denge-fren mekanizmaları yok edildi. Başkanlık önerisi bu durumu büsbütün pekiştirecek. Yani iktidarın elindeki güç yoğunlaşmasını arttıracak, bütün yetki ve güç tek bir adamın elinde olacak. Buna karşılık hiçbir denge-fren mekanizması bulunmayacak. Yani bugünkü durumu biraz daha ileri götürecek. Halbuki bizim demokratik bir Türkiye için bunun tersini yapmamız lazım. Bu güç yoğunlaşmasından bir güç paylaşmasına geçilmeli, denge-fren mekanizmaları doğru dürüst bulunabilmeli, basın özgürleşmeli, üniversiteler seslerini çıkarabilmeli, meclis denetim  görevini yapabilmeli, yargı bağımsız olabilmelidir. Bunlara çalışacak yerde, başkanlık sistemiyle tam tersi yapılmak isteniyor. Bence başkanlık önerisini bu çerçevede görmek doğru olur.

ODTÜ ADT: Bahsettiğiniz bu güç yoğunlaşması olurken bir yandan da insan hakları ihlalleri, kadına şiddet, çevre sorunları gibi çok ciddi toplumsal problemler de ortaya çıkıyor. Aslında yeni anayasanın bunları da ele alması gerekiyor. Sizce yeni anayasa bu tür toplumsal sorunlara çözüm getirebilecek mi?

Rıza TÜRMEN: Bunlar birbirine bağlı şeyler. Güç yoğunlaşması olunca, denge-fren mekanizmaları bulunmayınca, bireysel hak ve özgürlüklerin hiçbir güvencesi yok. Sizin başınıza bugün bir şey gelse kime şikayet edeceksiniz? Polise kimi şikayet edebilirsiniz? Polisin orantısız güç kullanması sonucunda çok büyük ölçüde insan hakları ihlalleri var. Buna karşılık polise hiçbir şey yapılmıyor. Tam tersine birer maaş teşvik verilerek ödüllendirildi polis. Böyle bir toplumda bireysel hak ve özgürlüklerin hiçbir güvencesi yok. Bu güç yoğunlaşmasına itiraz ederseniz başınız derde girer. Böyle bir ülkede yaşıyoruz ne kadar istemesek de. Ne bireysel hak ve özgürlüklerin güvencesi var, ne başımıza ne zaman ne geleceği belli. Yani size verilen mesaj şu: “Sesinizi kısın, sakın itiraz etmeyin, muhalefet etmeyin, evinize gidip dersinize çalışın, o zaman size Türkiye’nin nimetlerinden faydalanma  kapıları açılır. Apolitize olun, bakın size güzel köprüler  yapıyoruz, yollar yapıyoruz, alışveriş merkezleri yapıyoruz. Böyle bir ülkede yaşıyorsunuz güzel güzel, siz hala niçin böyle birtakım siyasal itirazlar içindesiniz. Eğer siyasete ilgi duyuyorsanız, benim gençlik kollarım da sizi bekliyor.” Size verilen mesaj budur aslında.

ODTÜ ADT: Anayasanın hazırlık sürecinde en çok tartışılacak konulardan birisi ilk 3 maddenin değiştirilip değiştirilemeyeceğiydi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Rıza TÜRMEN: Baktığınız zaman 1876 Anayasası’nda değiştirilmez maddeler olsaydı bugün Türkiye Cumhuriyeti kurulamazdı. Demek ki toplum değiştikçe maddeler de değişiyor. 1961 Anayasası’nda değiştirilmez madde sadece cumhuriyetti. Şimdiki ilk 3 maddeyi 1982 rejimi getirmiştir. O zamanlar anayasayı yapan bir Danışma Meclisi ve bir de Milli Güvenlik Konseyi vardı. Bu ilk 4 madde Danışma Meclisi’nin değil,  Milli Güvenlik Konseyi’nin yazımıdır.Bu yüzden orada, toplumun huzuruyla ilgili lüzumsuz laflar da vardır. Bunları çıkarsanız da hiçbir şey değişmez.

Toplumda değiştirilemez maddelerle ilgili büyük bir hassasiyet var. Türkiye laik bir cumhuriyettir, sosyal hukuk devletidir, başkent Ankara’dır, bayrak budur, İstiklal Marşı budur. Bununla ilgili hiç kimsenin bir problemi yok. Bütün mesele, değiştirilemez denen 4.madde olsun mu olmasın mı? Olacaksa da böyle mi olsun? 1961 Anayasası’nda olduğu gibi değiştirilemez tek bir madde yazsanız da olur: “Türkiye Cumhuriyeti laik sosyal hukuk devletidir.” Tek değiştirilemeyen madde bu olsun. Ancak diğerleri, örneğin İstiklal Marşı okunması değiştirilebilir bir mesele. Sözlerine dokunulmadan müziği değiştirilip daha rahat okunabilecek bir müzik haline getirilebilir; zor söyleniyor çünkü. Bunu değiştirirseniz ne olacak , kıyamet mi kopar? Ben bunları o kadar kutsal şey olarak görmüyorum. Bundan fazla da korkmamak lazım. Ya da bu maddeler diğer anayasa değişikliklerinden farklı bir çoğunluk benimsenerek 3/4 çoğunlukla da değiştirilebilir. Densin ki bu maddeler, devletin temel niteliklerine ilişkindir, onun için diğer anayasa değişikliklerinden farklı olarak bu maddeler için 3/4  lük başka bir çoğunluk arayalım. Bu da mümkün ama bunları konuşup tartışabilmek gerekiyor. Hiçbir konu tabu değildir. Türkiye’de böyle tartışılamayan, tabu olan konular beni çok korkutuyor. Bu maddeleri pekala içeriğini boşaltmadan farklı şekilde yazabiliriz. İçeriği yine muhafaza edersiniz ama daha doğru dürüst yazabilirsiniz.

ODTÜ ADT: Kürt sorunu bugün  pek çok açıdan ülkemizdeki en önemli problemlerden birisi. Yeni anayasa sizce bu soruna bir çözüm sağlayabilecek mi? Artık gerçek anlamda bir barış sürecine girebilecek miyiz?

Rıza TÜRMEN: Söylediğiniz önemli, gerçek anlamda bir barış süreci. İçinde bulunduğumuz süreç ateşkes süreci.. PKK çekildi mi çekilmedi mi o tartışma konusu, onu bilmiyoruz tabi. Ama sonuçta beş aydır tabutlar gelmiyor Güneydoğu’dan. Şimdi bu ateşkesi bir barış sürecine çevirmek lazım. Ateşkes bir ön koşul ama barış süreci değildir ve barış da çözüm de gökten inmiyor; bir şeyler yapmak gerekiyor.  İşte o yapılması gereken şey bence bütün Türkiye’nin demokratikleşmesi, özgürleşmesi.

Kürt sorununu Türkiye’nin demokratikleşmesi ve özgürleşmesi sorunundan ayrı görmemek lazım. “Kürtler daha demokratik, özgürlükçü haklara sahip olacaklar ama geri kalan Türkler diktatörlük altında yaşayacaklar.” Böyle bir şeye imkan yoktur. Türkler bir ada değil, Kürtler de Türkiye’de yaşayacak tabi ki. Bunun için Kürt sorununun çözümü elbette ki bütün Türkiye’nin demokratikleşmesinden geçiyor; dolayısıyla bütün Türkiye’nin daha özgürlükçü bir rejime kavuşmasından geçiyor.

Kürtlerin vatandaşlıkla, anadilde eğitimle, yerel yönetimlerle, bölge yönetimleriyle ilgili haklı talepleri var. Bu anayasal talepler ne kadar karşılanacak değil mi? En azından bu taleplere kapalı bir anayasa yapmamak lazım. Anayasa için dört partinin mutabakatı gerekiyor. Bu mutabakatla Kürtlerin bütün taleplerini karşılama olanağı yoksa eğer, hiç olmazsa bunların önünü tıkamayan, nötr bir anayasa yapabilirsiniz. Örneğin, anayasada vatandaşlık maddesi olması gerekmez. Dünyanın pek çok anayasasında vatandaşlıkla ilgili madde yoktur. İlla ki vatandaşlıkla ilgili bir madde koyacaksanız, bunu tanımlamak zorunda da değilsiniz. Pekala diyebilirsiniz ki “Vatandaşlık kanunla kazanılır, kanunla kaybedilir.” İlle de vatandaşlık için bir tanım yapacaksanız o zaman etnik değil, nötr bir tanım yapmanız gerekiyor.

Anadilde eğitim için de aynı şey geçerli. Bu konuya çocuk açısından, onun yüksek yararını gözeterek bir parça bakabilmek gerek. “Türkçe’den başka hiçbir dilde eğitim yapılamaz, yasaktır.” gibi bir madde yazmamalısınız. “Eğitim dili Türkçe’dir.” de diyebilirsiniz ama yasak koymamalısınız. Öğretim de başka dillerde yapılabilir isterseniz. Bunların çözümü var aslında ama dediğim gibi anayasaya yasaklayıcı madde koymamak gerekiyor.

Söyleşinin Gezi Parkı ile ilgili olan ikinci kısmına erişmek için tıklayınız.

Son Güncelleme: Salı, 17 Eylül 2013 13:34  

Genel

Toplantılar

Röportajlar

Kütüphane

Yitirdiklerimiz

Topluluk Odası

Seçtiğimiz Yazılar

Dergi

Atatürkçü Düşünce Topluluğu Kültür İşleri Müdürlüğü ODTÜ Ankara 06531 / Telefon: 0 312 210 60 11 / Faks: 0 312 210 79 50