• Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Birazcık Samimi Olabilseniz...

e-Posta Yazdır PDF

gulnurslider

Mezunumuz Gülnur KOCAPINAR'ın siyaz.net adresinde yer alan "Birazcık Samimi Olabilseniz..." başlıklı yazısını sizlerle paylaşıyoruz.


Bülent Arınç “Bir içişleri bakanının oğlunun gözaltına alındığını basından öğrenmesi kadar acıklı bir olay düşünülebilir mi?” demişti. Diyebilmişti. Yarattıkları onca acının üstüne, burdukları onca yüreğin önünde, gözlerimizin içine baka baka.

Halbuki, “çok büyük ülke” olan, hızla büyüyen, ileri demokratik Türkiye’de daha üç sene önce açlıktan ölen bir bebek vardı. Dönemin Sağlık Bakanı Recep Akdağ bu bebeğin açlıktan ölmediğine insanları inandırmak için açıklamalar yaptı.Bir bebeğin bu şekilde ölüşü ne ilk ne de son burda. Açlıktan olmazsa soğuktan, o da değilse “büyüklerimiz”in körlüğünden. Halbuki, bir gazete yazarı, Van depreminden sonra hükümet üyelerimiz oraya gitti diye ne kadar büyük ve güçlü bir devlet olduğumuza, farklı ülkelerden gelen yardımlara ihtiyacımız olmadığına, büyüklüğümüzle her sorunu kendimizin çözebileceğine değinmişti. Şöyle diyordu Hasan Celal Güzel:

“Erciş Depremi hepimizi çok üzdü ama bir yandan da bu vesileyle ‘büyük devlet olma’nın gururunu yaşadık. Başbakan Erdoğan, depremi öğrendikten hemen sonra Van’a ve Erciş’e giderek kurtarma çalışmalarını ve yardım organizasyonunu bizzat idare etti. Erciş’te iken meydana gelen artçı depreme aldırmadan vatandaşın yanında oldu. Bakanlar Kurulu’nun yarısına yakın kısmı da oradaydı… Beni en çok da yabancı ülkelerin yardım taleplerine karşı teşekkür edip, ‘İhtiyacımız yok, olursa bildiririz’ şeklindeki cevap heyecanlandırdı. ‘Büyük bir devletin vatandaşı olmak ne güzel şey…’ diye düşündüm.”1

Depremden uzun zaman sonar insanlar, bebekler soğuktan, yangından öldü, yine de büyük devlettik. Büyüklüğümüzü göstermek için Başkaban Erdoğan Reyhanlı’da ölenlerin acılarını unutturmuş gibi, Hatay’ı artık büyükşehir yapacağız, burası da bir büyükşehire bağlı olacak, kıyıda köşede kalmış bir yer olarak kalmayacak dedi.Çünkü büyüktük. Halbuki bu ülkede bir beden eğitimi hocası inşaatta amelelik yaparken öldü. Bir insan hapishanede kanserden öldü. Bir kız akrabalarının tecavüzüne uğradı, öldü. Bir kadın kocasından dayak yedi, öldü. Bir öğrenci, annesi dershane ücretini ödemek için temizliğe gidiyor diye üzüntüden intihar etti, öldü. Başka bir öğrenci sokakta dayak yiyerek öldü. Bir insan ileri demokratik ülkemizde katıldığı bir eylemde “hata ile” bir silahla vuruldu, öldü. Bir anne, öldürülen oğlunun ölümüne dayanamayıp öldü.

Bu ölenlerin isimlerine gerek yok. Hatırlamaya da gerek yok, onlar sadece “bir…” diye başlayacak cümlelerin gizli özneleri. Çünkü en büyük acıları hep “büyükler” yaşıyor burda. Sıradan insanların acılarını konuşmak zaman kaybı. Bugün, Muammer Güler’in, Zafer Çağlayan’ın, Erdoğan Bayraktar’ın, Ebru Gündeş’in ve benzerlerinin acısını görme, duyma, paylaşma, onlar için üzülme günüdür. “Sıradan”ların acıları zaten hep var. Onlara herhangi bir zaman herhangi bir yerde rastlayabilirsiniz, bir yere kaçmıyorlar. Ama o en büyük acılar yok mu: bir bakanın, oğlunun gözaltına alındığını haberlerden öğrenmesi, bir sanatçının kocasından ayrı düşmesi, gözyaşları… İçimiz yanıyor.

Herhangi bir zamanda/olayda hükümet üyelerinin ve daha özelinde başbakanın ağlaması medyaya göre “milyonlar tarafından en çok konuşulan konu” oluyor. Bu ülkede çocuğu ölen ana babaların, kardeşini, abisini, ablasını, sevgilisini, her şeyini kaybedenlerin ağlaması konuşmaya değecek konular değil. Zaten ağlayarak, isyan ederek hükümetin canını sıkmasınlar. Hükümet üyelerimiz kime isterlerse ona ağlarlar. Çünkü onlar kim için ağlamaya değeceğini de en iyi bilirler. Örneğin kendi oğulları için doğrudan ağlayarak olmasa da nasıl acılar içinde olduklarını en açık şekilde gösterirler.

Bilal Erdoğan yolsuzlukla ilgili olarak ifade için çağrılmıştı. Erdoğan, oğlumu hedef alıyorlar demişti. En azından gaz kapsülleriyle, plastik mermilerle, TOMA’larla, coplarla, tekme tokatlarla hedef almamışlar Bilal Erdoğan’ı. “Oğlumu hedef alıyorlar.” açıklamaları karşısında daha birkaç ay önce “hedef alınmadan” ölen oğulların ana babaları kim bilir ne halde, ne düşünüyor. Şu an Berkin Elvan kalksa gelse, oğullarını korumaya çalışan hükümet üyelerimize birer tokat atsa bu bakanlar ve başbakan kendilerine gelirler mi acaba?

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/guzel/2011/10/25/ercis-depremi-ve-buyuk-devlet-olmak

 

Genel

Toplantılar

Röportajlar

Kütüphane

Yitirdiklerimiz

Topluluk Odası

Seçtiğimiz Yazılar

Dergi

Atatürkçü Düşünce Topluluğu Kültür İşleri Müdürlüğü ODTÜ Ankara 06531 / Telefon: 0 312 210 60 11 / Faks: 0 312 210 79 50