barbekü

Son Dönemde Yaşanan Terör Saldırıları ve Kürt Sorunu Hakkında Basın Bildirisi

Pazartesi, 22 Ağustos 2011 00:00
Yazdır

Son günlerde artan terör olayları yüzünden pek çok asker-sivil vatandaşımızı kaybetmiş bulunmaktayız. ODTÜ Atatürkçü Düşünce Topluluğu olarak yaşanan saldırılarda yaşamını yitirenlere Tanrı’dan rahmet, yaralılara acil şifa, kederli ailelere ve Türk ulusuna başsağlığı ve sabır diliyoruz. Ülkemizin en önemli sorunu olan terörü bir kez daha lanetliyoruz.
Had safhaya ulaşan terör olayları yüzünden bir ay gibi kısa bir zaman diliminde yaşamını yitiren asker-sivil sayısı neredeyse elliye ulaşmıştır. Terör örgütünün artan kanlı saldırıları yüzünden her gün şehit verir duruma gelinmesi tüm Türk milleti açısından üzüntü vericidir. ODTÜ ADT olarak, toplumu derinden yaralayan bu gelişmeler hakkındaki düşüncelerimizi kamuoyunun dikkatine sunarız:

Genel seçimler öncesi, terör örgütü PKK’nın silah bırakması konusunda belirleyici rolü olduğu düşüncesinden yola çıkılarak, PKK’nın tutuklu lideri Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeler kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olmuştur. Kuşkusuz, gerekli görüldüğü takdirde devletin bu tür görüşmeler yapması terörle mücadele noktasında fayda sağlayabilir. Ancak bugün, arka planı kamuoyunca bilinmeyen, içerik ve görüşmeyi yürütenlerin kimliği bakımından geçmişten farklı olarak sürdürülen bu görüşmeler; Türkiye’de şiddetin doruk noktaya tırmanmasına engel olamadığı gibi terör örgütü liderinin bir siyasi figür olarak Türkiye gündemini neredeyse belirler konuma getirmesine de sebep olmuştur. Devletin, terörle mücadele edildiği algısı yerine silahlı mücadeleyi benimseyen örgüt üyeleriyle anlaşıldığı algısına sebep olacak uygulamalarda bulunmasının, teröre karşı verilen mücadelede halktan gelecek olan desteğin yitirilmesine sebep olacağı ve bu mücadelenin sağlam bir temel üzerinde ilerlemesini engelleyeceği gibi, toplum vicdanında da derin yaralar açacağı kesindir.

Unutulmamalıdır ki, demokrasi fikrinin neredeyse dünyaya egemen olduğu 21. yüzyılda, terör örgütü PKK, ülkemizde hala siyasi bir amaç uğruna insanların en temel hakkı olan yaşam hakkına kastetmektedir. Geçmişte yaşanan bir takım mağduriyetlerin bugün insan yaşamını hedef alan eylemlerin gerekçesi olarak gösterilmesinin ya da kabul edilmesinin hiçbir demokrasi anlayışıyla bağdaşmayacağı açıktır. Dolayısıyla, Kürtleri temsil etme iddiasındaki siyasal parti ya da hareketler yasal alanın sınırlarını zorlamak yerine, kendisini şiddetten arındırmanın ve Türkiye’deki demokrasi kültürünün geliştirilmesine katkıda bulunmanın yollarını aramalıdır.

Bugün, 90’lı yıllardan farklı olarak Kürt sorununun çözümünde salt askeri yolların takip edilmesi düşüncesi geride kalmış, bireysel hak ve özgürlükler konusunda önemli adımlar atılmıştır. Dolayısıyla, bugün terör örgütüne karşı yapılan askeri operasyonların söz konusu yıllara geri döndük şeklinde yorumlanması, demokrasi adına kat ettiğimiz yolun görmezden gelinmesi anlamına gelecektir. Bir devletin, sınırları içerisindeki silahlı bir gücün varlığına rağmen kendi silahlı güçlerini yine kendi eliyle etkisiz kılmasını beklemenin gerçeklikle bağdaşır bir tarafı yoktur. “Ayrılıkçı” fikirler de dahil olmak üzere her türlü düşüncenin ifade edilebildiği bir demokrasinin inşasına katkıda bulunmanın öncelikli hedef haline getirilmesi gereken ülkemizde; özgürlük ortamının, suistimal edilerek şiddeti meşrulaştırma aracı olarak kullanılmasının, demokratikleşmemize katkı sağlamadığı nasıl bir gerçekse, kültürel özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılmasına “teröre taviz veriliyor” gözüyle bakılmasının da şiddeti savunanların ekmeğine yağ sürdüğü bir o kadar gerçektir.

Sonuç olarak Türkiye’de; farklılıkların zenginlik olarak kabul edilmesinin ve bu farklılıkları kurumsallaştırmaya götürmeyecek her türlü özgürlüğün önünün açılmasının, demokrasi kültürümüzü güçlendireceği gibi, terörü ve şiddeti siyasi araç olarak kullananları marjinalleştireceği gerçeği göz ardı edilmemelidir. Bununla beraber, Türkiye’nin terör örgütü PKK ile olan meşru mücadelesi, hem askeri hem de siyasi, toplumsal, psikolojik, diplomatik ve ekonomik boyutlarıyla bir bütün olarak, kişi ve grup çıkarları bir tarafa bırakılarak, ulusal bir program halinde kararlılıkla devam ettirilmelidir.