• Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Doğru Bilgi Edinme Hakkı Ve Akp İktidarında Medya Üzerine Basın Bildirisi

e-Posta Yazdır PDF

medyaslider

                    DOĞRU BİLGİ EDİNME HAKKI VE AKP İKTİDARINDA MEDYA ÜZERİNE BASIN BİLDİRİSİ

Türkiye’de özellikle son yıllarda temel hak ve özgürlüklerin sağlanması ve demokrasinin işleyişi ile ilgili çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Toplumlarda demokratik süreçlerin işleyebilmesi için bireylerin “doğru bilgi”yi edinmeleri gerekmektedir. Ancak “doğru bilgi”yi kitlelere ulaştıracak olan medya, günümüzde AKP iktidarıyla birlikte giderek tekelleşmiş ve iktidar yanlısı bir konuma gelmiştir. Son olarak Gezi Parkı eylemlerinde yapılan taraflı yayınlarla ve bazı gazetecilerin işlerine son verilmesiyle kendini gösteren bu durumun demokrasi açısından oldukça önemli bir sorun teşkil ettiğini düşünmekteyiz.

Gerçek anlamıyla demokratik bir yapıya sahip olabilmek için öncelikle düşünce özgürlüğünü iyi anlamak gerekmektedir. Düşünce özgürlüğü, farklı siyasi düşüncelerin halka hiçbir sınırlama olmaksızın anlatılmasına ve bireylerin kendilerine yakın buldukları fikirler etrafında birleşerek toplumsal ve siyasal pek çok alanda yorum yapabilmelerine bağlıdır. Burada önemli olan halkın bu farklı düşünceleri doğru anlayabilmesi ve bu bilinçle kendi ideallerine uygun, doğru kararlar verebilmesidir. Siyasetbilimci Ahmet Taner Kışlalı’ya göre de demokrasilerde yurttaşların doğru seçim yapabilmeleri, doğru bilgi edinmelerine bağlıdır.[i] Halkın tüm kesimlerine bu bilgileri ulaştırmakla yükümlü olan organ ise medyadır. Başka bir deyişle, medyanın özgür ve tarafsız olarak halka ulaştırdığı bilgi, bireylerin kendi fikir süzgeçlerinden geçerek yeni anlamlar ve yorumlar kazanır. Yani medyanın görevi bir fikir aşılamak değil, bireylerin kendi fikirlerini oluşturması için gerekli somut malzeme olan bilgiyi ulaştırmaktır. Bu açıdan bakıldığında medya, demokrasilerin sağlıklı işleyebilmesi için kilit bir roldedir.

Medyanın bu işlevini tam anlamıyla yerine getirebilmesi için her türlü siyasi, ekonomik ve toplumsal baskıdan uzak ve tarafsız olması gerekir; fakat tekelleşme bu işlevin önünü keserek halkın bilgilenme hakkını gasp etmektedir. Çetin Özek’in de belirttiği üzere “Tekelleşme, doğru haber dolaşımını olumsuz yönde etkileyen, gerçekleri saptıran, çok yönlü bilgi dolaşımını engelleyen, tek yönlü haber dolaşımı yoluyla yığınların gerçekdışı şartlanmasına yol açan en etken sebeptir.”[ii] Bu durum sermaye sahiplerinin de dikkatini çekmiş ve bu nedenle ülkemizde medya, belirli sermaye gruplarının elinde olan ve kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda propaganda aracı olarak kullanılan bir yapıya bürünmüştür. Böylece medya, demokratik işlevinden uzaklaştırılarak toplumu belli bir yönde düşünmeye itmek için kullanılmaya başlanmıştır.

Özellikle son zamanlarda çok daha belirgin hale gelmeye başlayan Türk medyasındaki tekelleşme, demokrasimizin gidişatı açısından korkutucu bir hal almaktadır. Türkiye için bir “dönüm noktası” olarak nitelendirebileceğimiz Gezi Parkı olayları esnasında basın camiasında yaşanan olaylar, durumun vahametini gayet açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Olayların ilk patlak verdiği zamanlarda Türkiye’nin en çok izlenen haber kanallarından birinin “penguen belgeseli” yayınlaması, iktidara yakınlığıyla bilinen yedi gazetenin aynı tarihte aynı manşeti atmaları, Akşam gazetesine ve SkyTürk360 kanalına devletin el koymasının ardından gerçekleştirilen tasfiyeler, yine olaylar esnasında iktidarla küçük bir bozuşma yaşayan Doğuş Grubu’nun “buzları eritme” arzusuyla yıllardır bünyesinde çalışan gazetecilerin işlerine son vermesi, NTV Tarih dergisinin Gezi Parkı olaylarıyla ilgili içeriği nedeniyle yayın hayatına veda etmesi gibi örnekler çok kısa bir zaman içerisinde gerçekleşmiş çok büyük olaylardır. Bugün gazetelerin, televizyon kanallarının büyük ihaleler aracılığıyla güçlü holdinglere satılması, ihaleler kazanıldığı takdirde iktidara duyulan minnet ve bu doğrultuda maddi kaygıların ağır basması, medya patronlarının basına müdahalelerine neden olmakta ve bu gibi tasfiyelerle sonuçlanmaktadır. Özel medya kuruluşlarında bunlar yaşanırken, devlet televizyonu TRT ise iktidarın sözcüsü rolünü üstlenmektedir. Oysaki devlet, bireylerin doğru ve tarafsız bilgi edinme hakkını korumakla yükümlüdür.

Demokrasimizin, darbeler ve hükümetlerin antidemokratik uygulamaları sebebiyle sık sık kesintiye uğraması , Türkiye’de demokrasinin yerleşikleşememesine neden olmuştur. Bunun bir sonucu olan basındaki bu tür sorunlar, son 11 yılda AKP iktidarıyla birlikte daha da sıklaşmıştır. Bir yandan yıllardır tutarlı bir gerekçe gösterilmeden, en üretken çağlarını hapislerde geçiren tutuklu gazeteciler adalet için mücadele verirken, diğer yandan önceleri iktidara yakın olan Ahmet Altan, Hasan Cemal gibi isimlerin yazdıkları muhalif yazılarının ardından işlerine son verilmesi, düşüncenin ne kadar özgür(!) olduğunu ortaya koymaktadır. Geçtiğimiz yıl Uludere’de yaşanmış facianın basında “gecikmeli” olarak yer alması, Reyhanlı’da yaşananların bir veya iki gün gündeme tutunup sonraki günlerde yetkililerin sözlerinden daha değersiz görülmesi, Gezi Parkı olaylarının ilk patlak verdiği zamanlarda ana akım medya tarafından rağbet görmemesi ve bunun sonucunda olayların sosyal medyadan veya “yabancı” basından takip edilebilmesi ise halkın bilgi edinme hakkına ne kadar saygı duyulduğunu(!) göstermektedir. Oysaki toplumun “doğru bilgi” edinebilmesi için basının olayları bütün şeffaflığıyla ortaya koyması gerekmektedir. Bugün mevcut yayın organlarının bu bağlamda eksik kalması nedeniyle Twitter, Facebook gibi sosyal ağlar çok fazla rağbet görmektedir ve bu gibi sanal ortamlarda ciddi boyutlarda bilgi kirliliği yaşanmaktadır. Gerçeklerin mevcut yayın organlarınca halka ulaştırılamaması, bu gibi sanal ortamlarda insanlara çarpıtılmış ve provokatif haber ulaştırılmasına neden olmaktadır. Tüm bu yaşananlar aslında medya kavramının anlamını yitirdiğini, içinin boşaltıldığını göstermektedir.

ODTÜ Atatürkçü Düşünce Topluluğu olarak medyada yaşanan tüm bu olumsuz gelişmeleri kınıyoruz. Bireyin doğru bilgi edinme hakkını yoksayarak yapılan tüm bu uygulamalar demokrasimizin geleceğini tehlikeye atmaktadır. Bu doğrultuda medyanın tarafsızlığının -ve bu sayede düşünce özgürlüğünün- sağlanması için medya patronlarının ve iktidarın medyaya müdahalesi sona ermelidir. Bilgi kirliliğinin önlenmesi açısından başta devlet kanalları olmak üzere ülkede yaşanan olaylar bütün medya organlarınca, tüm çıplaklığıyla ortaya konmalıdır. Bu sayede “ileri demokrasi” bir kürsü söylemi olmaktan çıkacak ve demokrasinin tam anlamıyla gerçekleşmesi için atılacak yeni adımların önü açılacaktır.



[i] Kışlalı, Ahmet Taner, Siyasal Sistemler, İmge Kitabevi, s.24

[ii] Özek, Çetin, Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına, Alfa Yayınları, s.549

Son Güncelleme: Perşembe, 19 Eylül 2013 06:45  

yazarlar

ozgenacar27 Mart 2015
Özgen Acar
'YOLSUZLUK ALGISI!'


Cumhuriyet

1

yazar146 26 Mart 2015 
Özgür Mumcu
DAİMİ DİKTATÖR


Cumhuriyet

2

ezgi basaran 200x20025 Mart 2015 
Ezgi Başaran
ARINÇ-GÖKÇEK KAVGASININ GİZLEDİĞİ ASIL NOKTA

Radikal

3

butunyazilar


Genel

Toplantılar

Röportajlar

Kütüphane

Yitirdiklerimiz

Topluluk Odası

Seçtiğimiz Yazılar

Dergi

Atatürkçü Düşünce Topluluğu Kültür İşleri Müdürlüğü ODTÜ Ankara 06531 / Telefon: 0 312 210 60 11 / Faks: 0 312 210 79 50